Top

Annelerimize benzemek o kadar da kötü mü?

Eylül 5, 2008 yazan DİVA 

Pastırma yazının son günlerini yaşasak da, havada kışa hazırlık kokusu var. Evlerden sonbahar kokuları yükseliyor şimdi.

Hepsinde olmasa da evlerin güneş alan odalarında/balkonlarında turuncu, kırmızıya çalan tarhanalar var serili.

Mutfak pencerelerinin içlerinde reçel kavanozları.

Balkonlarda çamaşır iplerine ya da demirlere kurumaya asılmış dolmalık/kızartmalık biberler, patlıcanlar, bamyalar.

Domates biber salçaları çoktan yapıldı, kızgın güneşi içip cam kavanozların içinde yerlerini çoktan aldı.

Erişteler, bez torbalarında çekmecelere, kilerlere yerleşti.

Turşular, şimdilik sirkede/tuzlu/limonlu suda dinleniyor, bulgur pilavına, etli nohuta/kuru bamyalara eşlik edeceği kış günlerini bekliyor sabırla.

“Şimdi o telaşlar var mı?

Hala tarhanayı, salçayı, turşuyu yazdan hazırlayan kadınlar kaldı mı?

Komşu kadınlar hala evlerde toplanıp hep birlikte şamata/telaş/dedikodu eşliğinde erişte kesiyorlar mı?

Yufka açan, açmayı bilen kaç kadın var?

Hazır salça kavanozları, reçeller, paketlerde tarhanalar, erişteler, konserveler, dondurulmuş sebzeler, envai çeşit hazır turşular almadı mı yerlerini mutfaklarda?

Kadınlar erkek dünyasına karıştıklarından beri, kim uğraşıyor tarhanalarla, eriştelerle?

Onları yapmaya/hazırlamaya, ne zamanları var artık kadınların, ne takatları. Tüketim dünyasının dev marketleri onların yerine yapıyor çoktandır kış hazırlığını. Kadınlara kalansa ‘koy sepete/diz mutfaktaki raflara’ oluyor” diyorsunuz içinizden. Bu satırları okurken, duyabiliyorum.

Hangi tarhana “anne tarhanası”na benzer ki? Kokusu, kıvamı… Mümkün mü?

Hangi salça; hele bir de içine baharatlar katıp ceviz ekleyince taze ekmekle birlikte fena yedirir insana?

Hangi İtalyan makarnası, üzerine tulum peyniri rendelenmiş o eriştelerin tadını tutturabilir ki?

İpe dizilmiş patlıcanlarla yapılan dolmaların lezzeti, hangi dondurulmuşla eş tutulabilir ya da?

Sadece tüketim/güzellik sektörü değil; kadınla erkek farklarını törpüleyen, giderek karşı cinsleri birbirine benzeten.

Ya da sadece gerçekten çok çalıştığımız, yorulduğumuz, zamanımız, takatımız kalmadığından değil anne tarhanalarına, salçalarına, eriştelerine çoktandır yüz çevirmemizin nedeni.

Gelenekleri ayıklamadan hepsini birden küçümsememiz, reddetmemiz de yok mu nedenlerin arasında? “Annelerimize benzemeyeceğiz, farklı kadınlar olacağız” diye ter ter tepinmelerimiz, bu nedenlerden biri değil mi mesela.

Her akşam yemeğinde tüm ailenin, her bayram sabahı herkesin bir arada bulunmasını da bu toptan reddediş/yok sayış yüzünden kaybetmedik mi?

Çocukların kendi odalarında televizyon/bilgisayar karşısında yemek yemelerine sessiz kalmadık mı?

Bayramları tatil fırsatı sayıp bol yıldızlı bir otelde konaklamayı, ailece bir arada olmaya yeğlemedik mi?

Beynimizin gizli kıvrımlarında, toplu reddedişimiz yatmıyor mu?

Pastırma yazının son günleri…

Bu hafta sonundan itibaren yağışlar başlayacak, hava sıcaklığı düşecek diye duyuruyor meteoroloji.

Bir ikinci pastırma yazı yaşamazsak eğer, tarhana, salça yapmak için geç artık. Güneşi içmezlerse, kışı çıkaramazlar çünkü.

Ama turşu kurmanın mevsimi sürüyor bakın hala.

Çığırtkan satıcılar, pazarlarda “turşuluğa gel” diye hala bağırıyor.

Cam kavanozlara yeşilli kırmızılı sebzeler yerleşebilir hala. Üstlerine biraz da kereviz sapı eklenirse, daha da hoş, kokulu olur hatta.

Ece’nin yazdığı gibi, “antidepresan olur” bunlarla uğraşmak size.

“Yogayla meditasyon yapmak” kadar kulağa havalı, şık gelmese de rahatlatır.

Eski ev kokuları, herkese/her kadına iyi gelir. Deneyin.

Sonbahara dair ne yazayım diye bilgisayarımın başına oturup eski yazı arşivlerime girince karşılaştım bu yazıyla.

İki yıl önce, o yazın son günlerinde kaleme aldığım satırları okuyunca

O eski ev kokularının bana hala çok iyi geldiğini, içime huzur verdiğini fark ettim.

İki yılda hayatımda pek çok şey değişse de, o kokularla hissettiğim mutluluğun, bana verdiği dinginliğin hep aynı olduğunu görmek hoşuma gitti.

Şimdi. Tam da ramazan ayındayken, o eski ev kokularını almanın da sırası diye geçirdim içimden. Annemle babamın iftar sofralarına ilişmek, babam orucunu açmak için ezanı bekler, duasını ederken o sofrada çocukluğumun gamsız günlerine dönmek… üzerine kırmızı biberli/naneli tereyağ dökülmüş tarhana çorbasını onlarla birlikte kaşıklamak istedim.

O kalabalık iftar sofralarından geriye kalan yalnızlıklarını uzun yıllardır birbirleriyle gidermeye çalışan iki yaşlı insanı çoğaltırken, asıl kendimi çok mutlu edeceğimin farkındalığıyla…

Yeniye sırt çevirmeden; eskiyi, eski güzelliğiyle yaşatabiliyorsanız, eğer. Ne mutlu size…

Yorumlar

Bu konu hakkında birşeyler yazmak istiyorsanız...

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Bottom