Top

Davetlerin en büyük kurtarıcısı “küçük siyah elbiseler”

Ekim 10, 2008 by DİVA · Leave a Comment 

Akşama önemli bir yere davetlisiniz ve tabii ki son dakikada öğrendiniz, gardırobunuzda da gideceğiniz yere uygun bir kıyafetiniz yok, ne yapacaksınız? Böyle zamanlarda dışarı çıkıp mükemmel gece elbisesi uğruna olmayan vaktinizden vakit çalmaya ya da canınızı sıkmaya ya da size son dakikada haber verdi diye eşinizi paylamaya inanın gerek yok. Öncelikle gardırobunuzun önüne geçip her birimizde en az beş tane olduğuna inandığım küçük siyah elbiselerimize göz atıyoruz, “içimizi fazla karartmadan” onu elimize alıp en renkli ayakkabımızın yanına götürüp kaynaşmalarını sağlıyoruz. Böylece asil elbisemizin altındaki iddialı ayakkabımız stilimizi dengeliyor. Aksesuar konusunda da en az ayakkabı kadar cesur davranıp uygun bir tercih yapmayı ihmal etmiyoruz.

Sanırım kapıdan biran önce çıkıp, davetin en şık bayanı olmaya hazırız. Ee, Audrey Hepburn “küçük siyah elbise” demişse vardır bir bildiği…

Onu ne kadar tanıyoruz? Hussein Chalayan

Ekim 10, 2008 by DİVA · Leave a Comment 

1970 yılında Kuzey Kıbrıs’ta doğdu. 1988 yılında o yıla kadar sık sık gidip geldiği İngiltere’ye yerleşti ve eğitimine orada başladı. Daha sonra………………………. Read more

Hesaplı (mı?) alışveriş

Ekim 4, 2008 by DİVA · Leave a Comment 

Outlet mağazalarının her geçen gün artan sayısı ve sezon ürünlerinin rafa konuluşundan bir gün sonra başlayan indirimleri, dolayısıyla artık beğendiğiniz ürünleri çok daha hesaplı bir şekilde gardırobunuza koyabiliyorsunuz. Ancak tabii istisnalar kaideyi bozmuyor, hesaplı alışveriş mantığı her zaman geçerli olamıyor. Bazen ağır ve kaliteli bir takım için ayrılan bütçeyi “birazcık” artırmak gerekiyor.

Pembe… Gönlüm “her mevsim” sende!

Ekim 4, 2008 by DİVA · Leave a Comment 

Eminim hayatınızda en az bir kere kışın giydiğiniz yaz tonları yüzünden büyüklerinizden olumsuz bir eleştiri almışsınızdır. Mesela benim canım anneannem kışın giydiğim her beyaz parça için “Olmadı bak benden söylemesi, kendini güldürme de” şeklinde bir replik kullanır. Artık karar size kalır; ya sokağa çıkıp acaba gerçekten bana gülüyorlar mı diye ezile büzüle dolaşırsınız, ya neden olmasın deyip göğsünüzü gerersiniz ya da koyu renklerin sizi ele geçirmesine izin verirsiniz. Ben “Neden olmasın” grubundayım. Hatta aynı zamanda “Neden Kışın Giysilerimiz Pembe Olmasın” grubunu da destekliyorum. Kim demiş pembe yaz rengidir diye! Pembenin verdiği masumiyeti, canlılığı, bazen aşırılığı, iddiayı başka hangi renk verir sorarım. Belki bir aksesuar, belki tırnak cilası rengi, belki de sadece ruj ne olursa olsun pembe bir bayan da mutlaka taşınması gereken bir detaydır bana göre… Pembe severler gözünüz aydın, bu kış pembe her yerde!

Zaman makinesine binmeyen kalmasın

Eylül 26, 2008 by DİVA · Leave a Comment 

2000’li yıllar moda dünyası açısından fazla verimli geçmiyor. Sanırım tasarımcıların ilham şimşekleri kesildi, yaratıcılık yönleri köreldi ya da tatları kaçtı ve içlerinden üretmek gelmiyor. Onlar “geçmişten esinlenme” sözünü kendilerine slogan edinmiş bir biçimde yollarına devam ederken bize de “Bir dakika, bayram değil seyran değil, şimdi biz neden geçmişe döndük?” diye sorgulamadan giyinmek düşüyor. Birisi çıkıp “Bu sene 60’ların modası hakim” diyor ve peşinden hurra herkesi sürüklüyor. Tam 60’ların trendlerini güç bela çözmüşken, öteden “Bu sezon 80’lerden esinledik” diye bir ses yükseliyor. Mecbur 60’ları olduğu yerde bırakıp 20 yıl ileriye gidiyoruz. Birilerinin bir gün, tarih dersi tadında geçen sezon çözümlemelerimizden dolayı halimize acıyıp bir kolaylık yapacağı belliydi.

Demek ki kısmet 2008-09 Sonbahar-Kış sezonunaymış. Bu sezon tasarımcılar hiç olmadığı kadar cömert, hiç olmadığı kadar çeşitli… 50’ler, 60’lar, 70’ler, 80’ler… Beğenin beğenebildiğinizi… “Acaba demode mi kaldım, zaman makinesinden fırlamış gibi mi duruyorum” korkusu olmadan istediğimizi giyip sokağa çıkabileceğiz. Evet, belki etraf aynı anda, pastaneden çıkan Edie Sedgwick, alışveriş yapan Marilyn Monroe ve arkadaşlarıyla sohbet eden David Bowie’lerle dolacak ama yine de buna değer. Giyim özgürlüğü diye buna derim. Tabii bu dönemlerin hepsinin hakkında az da olsa bilgi sahibi olmak boynumuzun borcu… Hele hele benim gibi, bahsettiğim dönemlerin en yakınında bile ağzında emzik yerde emekliyorsanız, büyüklerinizle kahve ve kurabiye eşliğinde “şık” bir sohbete kesinlikle ihtiyacınız var.

Siz siz olun bu sezon her dönemin insanı olacağım çabasıyla alışverişin tadını kaçırmayın, ne de olsa azı karar çoğu zarar…

Ekose’nin baharı

Eylül 5, 2008 by DİVA · Leave a Comment 

Genelleme yapmamız gerekirse lisede her beş kız öğrenciden üçünün eteği ekoseydi. Laciverti yeşili, bordosu beyazı, her renk ve çizgi kalınlığında ekose çeşidi bulmak mümkündü. Ekose bizim için birer üniforma sembolüydü ve okul bitince onun da saltanatı bitecekti/Diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Ekose lise sıralarından transfer oldu ve podyumlara hızlı bir geçiş yaptı. Paltolar, kabanlar, etekler, kaşmir pantolonlar hatta ve hatta spor ayakkabılar şimdiden tamamıyla ekoseye bürünmüş durumda… Vitrinlerde ve mağaza raflarında okul yıllarını anmak isteyenleri bekliyor. Bana en cazip gelen ekose çeşidi ise soğuk kış günlerinde (ki İzmir’de pek rastlayamıyoruz) düşüncesi bile içimi ısıtmaya yetebilecek iri düğmeli bir palto… Sizin tercihinize gelince… Bu yıl, bozuk para çantanız bile olsa ekose detayını bir yerde kullanın derim…

Oxford’lar aramızda

Eylül 5, 2008 by DİVA · Leave a Comment 

Ne ayakkabı gibi, ne bot gibi. Bilekte deseniz değil baldırda deseniz hiç değil, son derece havalı, oldukça sofistike ve sonbaharın da gözdesi… Bilmece tadında bahsettiğim, Oxford ayakkabılardan başkası değil. Başka bir deyimle “booty” ya da Türkçeleştirmem gerekirse kısa botçuk… Son üç senedir birçoğumuzun ayağında. Başlarda gardırobumuza hangi sıfatla yerleştireceğimizi bilemeyip yadırgadık belki ama şimdilerde aramızdan su sızmıyor. Zaten yeni sezon modasına uyum sağlamak istiyorsak alışmak zorundayız. Bakımlı, alımlı ve modanın takipçisi tüm dünya kadınlarının tercihi kısa botlar bu sezon “Fazlasıyla Moda”…

Shoe Art 2008 var…

Ağustos 22, 2008 by DİVA · Leave a Comment 

Süslü inekler, dev laleler derken İstanbulluların köşe başlarında alıştığı açık hava sergilerine bir yenisi daha ekleniyor; Shoe Art 2008… 1 Eylül / 30 Ekim 2008 tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan Shoe-Art İstanbul kapsamında, Türkiye’nin önde gelen sanatçıları, önemli tasarımcıları ve ünlü kişileri “dev ayakkabı” heykellerine, kendi renk ve bakış açılarıyla hayat verecek. Etkinlik sonunda ayakkabılar açık artırmayla satılacak ve müzayededen elde edilecek gelir yardım derneklerine ve vakıflara bağışlanacak. Birçok ünlünün ve tasarımcının eserleriyle yerini alacağı organi-zasyonda, her projesinde kadınlara verdiği değeri yansıtan Anadolu Hayat Emeklilik de 3 dev kadın ayakkabısı ile katılacak. Read more

Eskicilikle vintage arasındaki ince çizgi…

Ağustos 22, 2008 by DİVA · Leave a Comment 

Son birkaç yıldır hepimizin diline dolanan, sezon özetlerinde bir nevi anahtar kelime görevi gören, söylenişi ihtişamlı, son derece sofistike, insana kendini bir şekilde “Fransız” hissettiren bir terim oldu; vintage… Ancak bazılarımız olaya fazla Fransız kalmış olacak ki, anlamını tam olarak kestiremiyoruz. E nasıl bilelim her kafadan ayrı bir ses çıkıyor. Vintage, kimine göre bir akım, kimine göre bir yaşam biçimi, kimine göre şarapçılıkta kullanılan bir terim, kimine göre ise eskicilikten başka bir şey değil… Aslına bakarsanız onun, eskinin günümüze uyarlanmasından ibaret bir hayat tarzı olduğunu kabul etmek en doğrusu sanırım. Vintage aynı zamanda tek ve özel olma anlamlarını da içinde barındırıyor. Eski Hollywood yıldızları sürekli aynı tasarımcıların benzer stillerdeki kıyafetlerini taşımaktan sıkılıp, kendilerine has bazı tasarım arayışlarına yönelmişler, bunun sonucunda eskiye dönüşler ve tek olana ilgi artışları yaşanmış. Moda dünyasında vintage bu şekilde başlamış. Read more

Sonbahara hazır mıyız?

Ağustos 15, 2008 by DİVA · Leave a Comment 

Yaz mevsimi bitti bitiyor, yavaş yavaş yeni sezona hazırlanma vaktimiz geldi. Sonbahar, yazdan sonra en sevdiğim mevsimdir, ne kışın kasveti ne de ilkbaharın kararsızlığı onda yoktur. Kendinden emindir. Peki, biz kendimizden emin miyiz? Sonbaharı karşılayacak bir gardıroba sahip miyiz? Bu sezon geçen sene giydiklerimizi naftalin kokulu hurçlardan çıkartacak ve tekrar askılara mı asacağız, yoksa oldukları yerde bırakıp birkaç seneliğine unutacak mıyız? Birkaç seneliğine unutmak diyorum çünkü vedalaşmaya hiç gerek olmadığını, modanın tekerrürden ibaret olduğunu, iki sene önce moda bugün demode olan kazağımızın üç sene sonra en moda olacağını, ısıtılıp önümüze sunulacağını artık çok iyi biliyoruz. Yeni sezonda en çok karşımıza çıkacak parçalar, ufak kullanım tüyolarıyla karşınızzdaaa!!

Sonraki Sayfa »

Bottom