Top

Dış mihraklara kapılmayın, diyeti perhizi bırakıp yin gari!

Eylül 26, 2008 yazan DİVA 

Şişli’deki bir dürümcünün reklam broşüründen harfi harfine aktarılmıştır:

“Diyet, perhiz, rejim gibi faaliyetler; hedefte Türk delikanlılarının ve genelde de Türk milletinin devamını engellemek için dış mihraklar tarafından gündeme getirilmiş şuurlu bir düzmecedir.

Gaye; eskiden bir koyunu, bir oturuşta götüren dev gibi babayiğit atalarımızı ve tarlada doğum yaptıktan sonra bebeğini kundaklayıp, elde orak tarlada çalışmaya devam eden Türk kadınlarını; kalori hesaplayan, hapşırınca yatağa giren, fitness ve aerobik yapan çıtkırıldım tiplere dönüştürmek ve büyük Türk ırkını Çinliler, Japonlar gibi sıska, zayıf ve sağlıksız bir ırk haline getirmektir.

İcabı halinde 240 kiloluk top mermisini tek başına namluya süren bir babayiğidin, kalori hesaplayan, yoğurtlu kebabı reddeden bir züppe haline getirilmesinden daha büyük bir soykırım olabilir mi?

İç yağının, kuyruk yağlarının, anamızın Vita yağının kolestrol yaptığı palavradır.

Kolestrol, kebapları yedikten sonra iki şişe soda içerek ayarlanabilecek bir gaz durumudur.

Sakın bu oyuna düşmeyin.

Feminizm, kadın hakları, çevre şuuru ve eşitlik adı altında Türk kızlarının akılları çelinerek, yemek yapmayı bilmeyen, bizim istikbalimiz olan yavrularını, abuk subuk yiyeceklerle yetiştirecek, damak zevki gelişmemiş, sunta kılıklı diyet bisküvilerini yiyecek sanan bir hale getirmişlerdir.

Ayrıca kör olası dış mihraklar, bu kızlarımıza kebap, soğan, çiğ köfte vb. lezzetleri yiyen, bardak bardak şalgam suyu içen yiğitlerimize hanzo-kıro gibi sıfatlar takmayı öğretmişlerdir.

Ayrıca son yıllarda moda gibi gösterilmeye çalışılan Çin mutfağı diye bir şey yoktur.

Bu sözde mutfak, acaip zerzevat ile acaip mahlukatın, wog adı verilen bir tencerede yarı pişmiş yarı çiğ olarak hazırlanıp insanlara eziyet olsun diye sopalarla yenmesinden ibaret bir hokkabazlıktır.

Sakın kanmayın, sakın yemeyin. Helal değildir!

Unutmayın su uyur, düşman uyumaz!”

Tam da bayram üstü, hele de benim gibi bir çikolata/baklava/kadayıf delisine, “Diyetisyenler halt etmiş…:)) Süper ya hehe:))))” başlığıyla bundan daha güzel bir mail gönderilebilir miydi acaba?

Bence ı-ıh!

Üstelik bunu gönderen, eline geçen her fırsatta müstehzi bir gülüş eşliğinde “Sen bugünlerde biraz K mı aldın sevgili K’cım” diyen beyimiz olunca, mail daha da bir kıymete bindi. Fevkaladenin fevki oldu.

Şaka bir yana, son yıllarda, her şeyin olduğu gibi, rejimin/diyetin de suyunu çıkardık. Çıkardık diyorum, çünkü bu konuda da medyanın günahı deve yüküyle!

İnceciklerin kutsandığı, kilolulara hani neredeyse “yaşamasa da olur” muamelesi çekildiği sayfaların/programların ve bu haberlerin doğurduğu sorunların (bence) ennn büyük sorumlusu, benim de içinde bulunduğum sektördür. Medyadır.

Kuşhan’ın ‘ölümlü çiftliği’nin reklamını bangır bangır duyurduktan; “aman da Alya ile ne güzel günler geçirdik/3 kilo 50 gr. verdik” diye yazdıktan sonra… 19 yaşında gencecik bir kızın ölümüyle “ah çok üzüldüm, zaten ben o çiftliğe girişte tahlil yapmamalarını biraz tuhaf bulmuştum” diye ek düşmesinin, bir manası oldu mu sizce Ayşe Arman’ın?

Neyse… Medyanın (ve Ayşe’nin) günahlarını bırakıp başa dönelim yine biz.

Tamam, bu ‘dürümcü arkadaş’ın tavsiyesinde olduğu gibi, bir oturuşta bir kuzuyu ya da ne bileyim bir tepsi bol cevizli baklavayı/bi kilo çikolatayı mideye indirmeyelim ama Allahaşkına şu ölümlü dünyada, ömrümüzü de aç bilaç/oruçlu geçirmeyelim.

Bi deri bi kemik olacağız diye, hem ruhumuza/hem bedenimize işkence etmeyelim. Her lezzetten, yeter ki kararında yiyelim içelim.

Atın ağzınıza bir çikolata (mümkünse Gusto’dan) mesela…

Ağır ağır damağınızda ezin, dilinizde gezdirin, tüm hücrelerinizde hissedin o lezzeti.

Hiç değilse, bayramları bayram gibi kutlayın.

Şekersiz şeker bayramı mı olurmuş ey halkım!

Ağzınızın tadı hiç bozulmasın. Sevdikleriniz ve sevenlerinizle, nice nice bayramlara…

Yorumlar

Bu konu hakkında birşeyler yazmak istiyorsanız...

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Bottom