Top

Dünyanın bütün işçileri, gevşeyin!

Ağustos 22, 2008 yazan DİVA 

Ntvmsnbc.com’da görür görmez vurulduğum slogan işte buydu.

70’li yıllarda sol rüzgarlarla kanat çırpıp Marks’ın “dünyanın bütün işçileri birleşin” sloganına yürekten inanmış bir yeniyetmenin, yaş kemale erince “dünyanın bütün işçileri gevşeyin” sloganına çarpılmasını az biraz tuhaf bulsam da, geldiğim son nokta budur beyler/bayanlar.

Konuyu dallandırmadan önce, size bu müthiş sloganın özgeçmişinden bahsetmem lazım.

Kanada’da ilk kez, 3 yıl önce yapılan yerel seçimlerde boy gösteren “Work Less” (Az Çalış!) Partisi’ni, bu partinin ana sloganının, “Çalar saatler düşleri öldürür” olduğunu, aradan 3 uzuuuun yıl geçtikten sonra duyuyor/öğreniyor olmamın ayıbını irdelemeden okuyun ama lütfen..

 

Ülkede haftalık çalışma saatinin 32’ye düşürülmesi için mücadele yürüten, British Columbia eyaletinde yasal bir siyasi parti olarak faaliyet gösteren Work Less Party’nin kurucusu, Conrad Schmidt…

1969’da doğan yazar ve aktivist Conrad Schmidt, “Artists for Peace/Artists Against War” (Barış için/Savaşa Karşı Sanatçılar) gruplarının da kurucusu…

“Workers of the World Relax: The Simple Economics of Less Industrial Work” (Dünyanın Tüm İşçileri, Gevşeyin: Daha az endüstriyel işin basit ekonomisi) adlı kitabın yazarı, iki belgesel filmin yapımcısı… Partisinin genel politikasını “Az çalış, az tüket, çok yaşa!” olarak özetleyen bir dünya insanı

 

Work Less Party’nin temel amacı, artan nüfusa ve işgücüne rağmen, sistemin kar amacıyla herkesi “daha fazla çalışmaya ve üretmeye” zorlamasına karşı çıkarak, haftalık çalışma saatlerinin düşürülmesi…

İnsanlığın, son yüz yıldır sürekli olarak “Üretimi nasıl maksimize edebiliriz ve daha fazla madde üretebiliriz” sorusuna odaklandığını belirten parti, şimdi cevaplanması elzem bir soruyla karşı karşıya kaldıklarını vurguluyor:

“Yarattığımız bunca ıvır zıvır ve kirlilikle ne halt edeceğiz?”

Work Less Party, dünyadaki birçok siyasi parti, çalışma örgütü, sendika ve çevreci grubun da dikkat çektiği bir soruna odaklanarak, çalışma saatlerinin azaltılmasıyla istihdamın artırılması, çalışanların “özgürleşerek” daha insani bir yaşam biçimine kavuşması ve uzun vadede Yerküre’ye verilen zararın azaltılması amacını vurguluyor.

Soruna ekonomik açıdan bakanlardan farklı olarak, Work Less Party’nin odağında, insanın “yaşamak için daha fazla zamanı olması” ve “düşleri öldüren saat alarmlarından kurtulmak” yer alıyor. Eyalette ortalaması 40 saate ulaşan çalışma saatlerinin azaltılmasını, ücretlendiril-meyen fazla mesailerin önlenmesini, mevcut çalışanların iş saatlerinin artırılması yerine daha fazla işçinin işe alınmasını amaçlayan; endüstriyel büyümenin eyaletteki evsizlere ve yoksullara çare bulamadığını belirten parti üyeleri, yapılacak değişikliğin “aile ve arkadaşlık bağlarını güçlendireceğini, çalışanları daha mutlu insanlar haline getireceğini ve gezegenin sağlığına iyi geleceğini” vurguluyor.

Hadi hepimiz demeyelim ama pek çoğumuz, aynı şeylerden şikayet etmiyor muyuz?

Hayatımızda hep çalışmak olduğundan, birbirimizi göremediğimizden, çocuklarımıza/ sevdiklerimize/ailelerimize zaman ayıramadığımızdan, değerleri kaybettiğimizden, hobilerimize vakit kalmadığından yakınmıyor muyuz?

Teknolojinin hızına yetişeceğiz diye canımızın çıktığından, kendimizi makine dişlisi zannettiğimizden, çalışmaktan yaşamaya zaman bulamadığımızdan falan filan. Söz etmiyor muyuz?

Üstelik üzerimize yığılan işlere (elbette) yetişemediğimiz için, kendimizi yetersiz hissettiğimizden bahsetmiyor muyuz dost sohbetlerde.

Çalar saatle başlayan kurgulanmış hayatlarımızdan hangimiz tam olarak memnunuz?

Suyumuzu sıkıp posamızı tatile gönderen ya da emekli eden çalışma hayatlarının gerçekten zalimce olduğu, hiç aklınıza gelmiyor mu?

Hayatlarımızın “çalışmak=hayatta kalmak” saçmalığına indirgendiğini, bir an olsun fark etmiyor musunuz?

 

Zirvede oldukları işlerini bırakarak daha basit bir yaşamı seçenlerin hikayelerine daha çok rastlar olduk gazetelerde, dergilerde.

Çalış, çalış, çalış da nereye kadar! Diyenlerin “nerde trak/orda bırak” diyerek başladıkları yeni hayatlarının daha mutlu olduklarını da öğreniyoruz aynı öykülerden.

Şimdi dört gözle, her yerde ve bizde de benzer bir oluşumu bekliyorum/istiyorum/ düşlüyorum ben. Bu bireysel çıkışlar bir gün bizde de partileşir; hayatın sadece çalışarak harcanamayacak kadar değerli olduğunu, daha az üretip daha az tüketerek kurulacak daha basit yaşamların daha fazla mutluluk olduğunu düşünenler çoğalır diye umuyorum.

“Dünyanın bütün işçileri, gevşeyin” sloganı, kulağa ilk anda komik gelse de “yaşamaya daha fazla zaman ayırmak” hedefi, son günlerde duyduğum en ciddi ve gerçekçi yaklaşım.

Dolaplar dolusu giysi, bir düğmeyle yıkanan bulaşıklar/çamaşırlar, bir düğmeyle pişen yemekler, dünyayı odamıza taşıyan aptal kutuları, bizi kanatlandıran uçaklar, bilgisayarlar, telefonlar, bir dolu v.s. vs. bizi daha mutlu insanlar yapmaya yetmediğine göre…

Daha basit ama daha mutlu bir dünyanın nasıl kurulacağını düşünmeye değmez mi sizce de? Bilgisayarlarımızdan, cep telefonlarımızdan, elektrikli zamazingolardan, uzaktan kumandalarımızdan, tekno çöplüklerimizden, avuçla yuttuğumuz prozac’larımız ve tüm bu ıvır zıvırlara olan salakça bağımlılığımızdan başka kaybedecek neyimiz var ki Allah aşkına!

Yorumlar

Bu konu hakkında birşeyler yazmak istiyorsanız...

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Bottom