Haydi Yunan adalarına…
Eylül 12, 2008 yazan DİVA
Ben yine Yunan Adaları’na gittim, hem de bu defa Çeşme’den hareket etmenin konforunu yaşayarak… Ya ne rahatmış evinden 10 dakika uzaklıktaki iskeleden gemiye binmek, Çeşme’nin dayanılmaz güzelliğini seyrederek maviliklerde yol almak… Ağır gripli olmam bile engelleyemezdi bu güzel turu, hasta masta tadını çıkardım valla… Daha önce de olduğu gibi yine yemeklerine bayıldığım, Aegean Pearl adlı gemiyle ve özellikle Yunan Adaları’na düzenlenen turlar konusundaki deneyimi kanıtlanmış olan Apextour Cruise Holidays ile gittim. Ne kadar yaz süresince evinizde “tatil yapıyorum” deseniz de aslında “ne kadar yoruluyorum” demek istediğinizi algılıyor gibiyim. “Yaz süreci kısadır” mantığı ile, sıkıştırılmış yüklü programların, tüm enerjimizi bitirdiği bu son yaz günlerinde, sezon finalini Yunan Adaları ile noktalamak, gerçekten insanın üzerinde tam bir doping etkisi yaratıyor. Nerelere mi gittik?.. Bu defa kısa bir turdu ama San Torini, Mykonos aşığı olan bana acaip iyi geldi, özellikle bu iki adada hastalığıma bile itibar etmedim ve sürecinin uzamasını göze alarak tadını da pek güzel çıkardım. Pire ilk durağımız oldu, daha önceden gördüğümüz yerler olduğu için bu defa tur almadık, kendimiz gezmek istedik. Güney Akdeniz’in önemli ticaret merkezi Pire. Biz bir taksi ile hemen Atina’ya gittik. Akropolis’e daha önce gördüğümüz için, bu defa gitmek istemedik. Zaten benim geçen defa milliyetçilik hislerim kabarmış, bence çok da özelliği olmayan Akropolis’in, tüm dünyadan gelen turistlerin uğrak yeri olması, buna karşın bir çok medeniyetin beşiği olan ülkemizin tarihi zenginliklerinin, yeterince dünyaya tanıtılamadığı konusu beni oldukça rahatsız etmişti. Ben otorite değilim ama, Osmanlı İmparatorluğu’nun torunlarından biriyim, kanıma dokundu işte… Ama Atina güzel, ilk olimpiyatların yapıldığı stad, şehrin ortasında Zeus Tapınağı, Syntagma Meydanı ve Parlemento Binası’nın önünde Evzon Askerleri’nin her saat başı nöbet değişim töreni… Çevresinde eğlence ve alışveriş mekanlarıyla ünlü Plaka gerçekten keyifli. Biz bu defa şehir turunu oyuncak trenle yaptık ve çok eğlendik. Gelelim Mykonos’a, anlatılmaz yaşanır, geçen defa mevsim başı idi, çok kalabalık değildi ama bu defa… “Cıvıl cıvıl” sözü buradan mı türedi acaba? Aman tanrım nereye bakacağımızı şaşırdık, şansımız da gemimiz gece yarısı 3’e kadar burada, yani gecesini de göreceğiz… Özgürlükler adası burası… Little Venice yine her zamanki gibi çok kalabalık, cafe, restoranların sıralandığı bu kıyı bölgede, gün batımı fotoğrafları çeken çekene… İki insanın bile zor geçebileceği daracık sokaklardaki dükkanlarının, dünya jetsetine hitap eden malları el yakacak kadar pahalı ama çok davetkar. Biz yine Nikos’un yerinde Uzo-balık ikilisi ve ızgara kalamara vurduk kendimizi, tabii yanında Greek Salad… Çok geç bindik gemiye, yine unutamayacaktık Mykonos’u… Bu hafta romantizmin doruğu San Torini’yi sığdıramadım sayfama. Haftaya. Bu arada unutmayın, bayrama sayılı günler kaldı; siz, yerler dolmadan şu Yunan Adaları’na rezervasyonunuzu yaptırın, eğer hiç gitmediniz ise bu güzellikleri daha da geç kalmadan bir an önce doyasıya yaşayın, çok keyif alacaksınız. Hele bir de benim gibi “ufak tefek hiç bir aksilik benim keyfimi bozamaz” gibi yolculuğa pozitif duygularla başlayanlardansanız, tadına doyum olmaz bir ada tatili, bir Cruise sizleri bekliyor demektir.
Mutlu seyahatler.
�




Yorumlar
Bu konu hakkında birşeyler yazmak istiyorsanız...
Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.