Top

Herkes gider tatile, ben gitmişim matile…

Ağustos 2, 2008 yazan DİVA 

“Tatile gidiyorum” diye gerine gerine yazı yazmanın da böyle bir yamukluğu var işte: İşe dönüşte yaptığın tatili anlatmak… “Aman şöyle eğlendim, şöyle dinlendim, şunu da okudum, bunu da yaptım, kumların üstünde bir sağıma döndüm solumu yaktım, bir soluma döndüm sağımı yaktım, bütün gün kumsalda/şezlongda iskelede malak gibi yattım” mealinde ballandırmak, allayıp pullayıp okuyucuya sunmak. Şahsım mesela, bu tür tatil yazılarını “bana ne kardeşim senin yaptığın tatilden, yediğin yemekten, malak gibi yatmandan” demem; harbiden ayıla bayıla okurum.

Zira… Telve haline gelmiş, pamuk helva kıvamına ulaşmış yazar(lar)ın satırları; kendimi, üstün empati yeteneğim! sayesinde, sanki helva olan benmişim gibi hissettirir.

De…. Ben tatilimi nasıl yazacağım? Okuyanı telve haline nasıl getireceğim? “Ay imrendim valla, darısı başıma” nasıl dedirteceğim, nasıl? Zira ortada tatil matil yok. Tatilimsi/matilimsi/ kekremsi bi durum var. “Kele demişler yumdun mu, yıkandım bile demiş” hani. Benim tatil dümenim de o hesap işte.

 

Bir kere tatil dediğin, benimki gibi 4 değil, en az -ve kesintisiz- 10 tam gün olur.

Çünkü insan beyni “ben tatildeyim” komutunu ancak ve ancak 3. günden sonra algılayabiliyor/idrak eyleyebiliyor.

Misal tatile çıktınız.

Ertesi sabah, canhıraş halde “eyvahlar olsun, işe geç kaldım”la uyanıp yataktan fırlıyorsunuz. “Dur ya!” diyorsunuz sonra, ya da sizden önce tatile başlamış olan eşiniz dürtüyor sizi: Hayatım sen bugün işe gitmeyeceksin. Hatta yarın, yarından sonra, ondan sonra da gitmeyeceksin. Çünkü sen tatildesin.Yat ve uyu. Sabahı da zehretme!”

 

İkincisi, tatil dediğin bütün iş hayatı boyunca yaptığın bıktırıcı ev işlerinden hiç değilse “1 haftalığına istifa etmek”le tatil olur. Gününün bulaşık makinesi doldurup boşaltmadan, haldır haldır çamaşır yıkayıp asmadan, herrrr Allahın günü bugün ne pişirsem diye düşünmeden, herrr Allahın günü soğan/sebze doğramadan geçmesi ile tatil, tatile benzer ancak. (Bakın ütüydü, toz almaktı, ortalık toplamaktı, yerleri viledalamaktı, balkonu yıkamaktı, çay/kahve pişirmekti, karpuz kavun dondurma servisi yapmaktı gibi ek işleri saymıyorum bile!)

 

Üçüncüsü, ki bence bir tatilin en olmazsa olmazıdır. Tatilde yeni keşifler yapılması koşulsuz/açıklamasız şarttır. Ne demek bu? Açalım: Yılın 360 günü çalışmaktan beyni karıncalanmış, ruhu bitap düşmüş birinin; deniz kıyısında malak gibi yayılarak dinlenmesinin, beynini boşaltmasının, -tecrübeyle defalarca sabitlenmiştir- imkan ve ihtimali yok demektir!

Bir gün evet. İkinci gün belki. Ama üçüncü gün yayılmak hayır!

Çünkü, beyni herrr Allahın günü haldır huldur çalışan birinin, yatarak beynini sıfırlaması, ruhunu serinletmesi ihtimali ‘sıfır’dır.

Sonuçta beyin bu. Boru değil. Çıkar koy kenara, yıka deterjanla, durula kurula tekrar tak. Mümkün mü?

Üstelik vücut yayılmaya geçince, beyin dediğimiz organ; bu sefer başlıyor tersten çalışmaya. Yani nerde unuttuğun, kilim altına süpürdüğün, boşver deyip geçiştirdiğin konu varsa, haydeeee hepsi sökün ediyor. Kadınların itibarlı deyimiyle: Kurmaya başlanıyor… Kur Allah kur, kur Allah kur. Da… Nereye kadar? Akla zarar.

 

Onun için yılın neredeyse tüm zamanları hiphop geçirenler, tatillerini de hiperaktif geçirmek zorundalar. Aksi halde yaptıkları tatil değil, matil oluyor. Tıpkı benimki gibi. Homur homur gidip, homur homur dönüyorsunuz matilden. Pamuk helva hak getire, kağıt helva kıvamında takır tukur seslerle yeniden işe başlıyorsunuz. Üstelik… henüz tatile çıkamamış olanların tatil alacakları olduğunu bilmenizden ötürü, ayrı bir hınç! ve kıskançlık! ve fesatlık! da cabası oluyor o homur halinize.

 

Özetlersem arkadaşlar, eğer tatil diye yazlık eve gidecekseniz (hele bizimki gibi sıkıcı ve askeri kamp modeli bir sitedeyse)  hiç gitmeyin daha iyi. Ya da gidin ama sanki 5 yıldızlı bir oteldeymişsiniz gibi, dışarıda yemek yiyin. Mümkünse bir tabak bile yıkamayın.

Her gün sanki oteldeymişsiniz gibi, kendinize günlük turlar icat edin. Hiç olmadı, kısa mesafelerdeki ilçeleri keşfe gidin.

Akşam konuk ağırlayacaksınız, kendinize bir güncük bile olsa, bir yardımcı bulun. Ya da bir catering şirketiyle anlaşıp, sanki o davetin konuklarından biri de sizmişsiniz gibi yapın.

Yok eğer benim gibi yaparsanız….

Yani daha sabahtan akşama nelerin yeneceğini planlarsanız, çamaşır/bulaşık makinelerini herr gün çalıştırır, verandayı her gün yıkar, lavaboları, tuvaletleri her gün fırçalar, salonun yerlerini her gün viledalar, gün aşırı da olsa toz almadan duramazsanız… O tatil tatil olmaktan çıkar, matil olur. Matil: Sözü gibi anlamsız bir şey, tatilin katili yani.

Şahsen ben yaptım ve matil oldu.

Gidiş-dönüşü çıkarırsak; 4 günden elimde tek kalan, “klimaya ihtiyaç duymadan serin serin uyudum” diye sevinmek oldu, iyi mi?

Cümleten hepinize tatil gibi tatiller.

Yorumlar

Bu konu hakkında birşeyler yazmak istiyorsanız...

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Bottom