İnançla fay hatları bile kapatılabilir
Eylül 5, 2008 yazan DİVA
“Allah bizi yaratıyor, sonra niye bu kadar kısa sürede yok ediyor? Niye bu kadar üzücü programlar yaşıyoruz? Niye biri fakir, biri zengin” diye soran Azize Ertenü’nün bulduğu cevaplar…
Azize Ertenü, İzmirli tanınmış bir ailenin son derece kültürlü bir mensubu. Diva yazarımızAyşen Ertenü’nün de ablası. Kendisinin uzun yıllardır ruhsal gelişim ve uzayla ilgili çalışmaları olduğunu biliyordum.. İlk yıllarda ona gülüp geçen birçok insanın sonradan onun yolunda gittiğine de şahit olmuşluğum vardır. Kendisini, bir eğitmen olarak isimlendirebiliriz. Sohbetimiz sırasında, onu dinlerken sesimin soluğumun kesildiğini söyleyebilirim! Dünyaya gelişimiz ve evrenle ilgili öylesine ilginç açıklamalar yaptı ki Ertenü.. Benim aklım şaştı..
Aslında, uzun bir giriş yapmayacağım ama sizlere bu röportajı sonuna kadar okumanızı tavsiye ediyorum. Çok çok ilginç.. Gerçekten, okurken siz de müthiş etkileneceksiniz.. Benden söylemesi.
DİVA. Sizi tanıyalım..
AZİZE ERTENÜ. İzmirli bir ailenin kızıyım. Amerikan Koleji mezunuyum. Sonrasında Boğaziçi Üniversitesi’ni bitirdim. 21 yaşında evlendim. İki oğlum var. 13 yıl Adana’da yaşadığım bir evlilikten sonra İzmir’e geri döndüm. 2000 yılında da İstanbul’a taşındım.
DİVA. O yıllarda hayatınızda bazı değişiklikler başlamış.. Bunu nasıl hissettiniz?
A. E. Manevi ve ruhsal yolculuk aslında benim hayatımda çok küçük yaşlarda başladı. Daha 8 -10 yaşlarındayken kulağımda sürekli bazı replikler duyardım; ”Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol” gibi. Sürekli ata sözleriyle büyütülen bir ailenin çocuğuydum. Ve, çok küçük yaşlarda bir çatı arası temizliği olarak nitelenen bütün boyutları geçtim. Yani; milliyetçi oldum, sosyalist oldum, arkadan ateist oldum fakat bu arayışta tekrar düşündüm ki çok büyük bir güç var. Ve, bu muhteşem evreni düzenleyen bir güce inanmam gerektiğini düşündüm. Tekrar Allah inancına geri döndüm.
DİVA. Küçüklüğünüzde bazı doğa üstü şeyleri hissettiğinizi söylediniz.. Altıncı hissinizin kuvvetli olduğunu belirttiniz.
A.E. Bir çok şeyi önceden hissederdim. O nedenle, hayatımda çok büyük sıkıntılar ve zararlar yaşamadım. Sonradan öğrendiğime göre, bu sezgi kanalıymış. Çocuklarımı yetiştirene kadar bütün eğitimlerime ara verdim. Bu tür çalışmalara İzmir’e dönüşümde başladım. Yavaş yavaş açılım yapmaya başladım. Yani, bir farkındalık bilincine vardım. Ve, bu bir trafik kazasından sonra oldu.
DİVA. Trafik kazasını siz mi geçirdiniz ?
A. E. Evet. Arabayı kendim kullanıyordum ve inanılmaz bir şekilde bu kazayı hiçbir çiziksiz atlattım. Uyanışlar bu tip şeylerle oluyor zaten. O kaza anında o birkaç saniye içinde bütün hayat, şerit gibi geçiyor. Daha yeni evliydim ve o anda düşündüğüm tek şey ”Artık bu dünyayı terk ediyorum ve annem babam şimdi ne çok üzülecekler”di..”Evlat acısının tarifi yok ve şimdi onlar bu acıyı yaşayacaklar” diye düşünüyordum.
DİVA. Ruhsal yolculuğunuz bundan sonra mı başladı ?
A. E. 82 senesinde ruhsal bir öğretmenle tanıştım. Kendisi bir fizikçi. Londra’da büyük bir fabrikanın genel müdürü iken aniden kanalı açılmış ve eski Mısır’da doktor olduğu ve şifa vermesi gerektiği bildirilmiş. Uzun müddet bunu kabullenmemiş fakat her şey onu o yöne götürmüş ve mecbur kalmış sonunda, görevini kabullenmiş. Kendisi, Çeşme’deki evimizde birkaç sene üst üste uzun süre misafir kaldı ve ben orada ilk bilgilerimi edindim. Uzak doğu bilgilerini veriyordu bana. Ben de, o arada ölümün olup olmadığını merak ediyordum. Her şey çok manasız geliyordu açıkçası. ”Allah bizi yaratıyor, sonra niye bu kadar kısa süre içinde yok ediyor. Niçin, bu kadar üzücü programlar yaşıyoruz. Niye biri fakir, biri zengin,. Biri güzel, biri çirkin. Nasıl seçiyor bunları? Gerçekten ölüm var mı? Bu insanlar nereye gidiyor?”diye düşünüyordum. Bütün bu soruların cevabı bana reenkarnasyon bilgileri ile birlikte verildi. Hindistan’da yaşayan, öğretmen Sai Baba’nın öğretilerini aldım. Nasıl güzel bir insan olunur, bunu öğretiyor. Büyük bir öğretmen. O anda Türkiye’de bu tip kitaplar yoktu. Bu bilgiler bana verildi. Ve, sürekli var oluşu araştırmaya başladım.
DİVA. Benim bildiğim bu tür kitaplar Türkiye’de uzun zamandır var..
A. E. 92 senesinden sonra, bir patlama gibi bu tür kitaplar çıkmaya başladı.
DİVA. Reenkarnasyon’a inandığınızı söylediniz. Araştırdınız mı kaç kez dünyaya gelmişsiniz ?
A. E. Bu konularla çok ilgilenmeme rağmen, çok enteresan ama hiçbir zaman kendimin ne olduğunu araştırmadım. Ne olmuşsam olmuşum. Şimdi, ne olacağım, görevim nedir? Ben bunu merak ediyorum. Şimdi biliyorum ki ; Reenkarnasyon’da binlerce defa bu topraklarda ve başka gezegenlerde bulunmuşuz. Bunun için; biz insanlık olarak bir mutasyon ve evrim projesine tabiyiz..
DİVA. Nasıl yani?
A. E. Bizim kaderimiz mutasyona uğramak. Mutasyon’un açılımı değişim demek. Belli bir doyuma ulaştıktan sonra başka bir forma giriyorsunuz. Zaten, tabiata baktığınızda bunu görüyorsunuz. Bir ağaç filiz veriyor, büyüyor, meyve veriyor ve belli bir zaman sonra kuruyor, toprağa düşüyor. Başka bir forma geçiyor. Bütün evrende, bu değişim süregeliyor ve bu değiştirilemez bir şey.
DİVA. Peki, küçük bebekleri ve genç yaşta ölümleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Şehit verdiğimiz fidan gibi askerleri-miz o kadar çok ki..
A. E. Bir varlık bir hayat programını tamamlamak için defalarca dünyaya gelir. Mesela; yalan söylememeyi öğrenmek için bir insan belki bin defa bu dünyaya gelebilir.. Taa ki, ibret sinyali alıp hücre bandına kayıt yapana kadar..
DİVA. Yalan söylememek adına bu kadar çok geliş gidiş, çok ağır değil mi ?
A. E. Anne karnında bir cenin olarak iki ay yaşama gibi bir programı bile olsa, gelip o programı tamamlamalıdır. Evrende, gençlik, yaşlılık, kadın, erkek cinsiyet diye bir şey yok. Evren, sonsuz ve sınırsız olduğu için, iki yaşındaki bir bebek benden çok daha yaşlı ve olgun bir ruh olabilir. Diyelim ki; o beş bin yıl yaşamıştır, ben belki sadece 500 yıl yaşamışımdır. Hiçbir şekilde, bir şekil boyutuyla bakıp bir varlığın yaşını biz bilemeyiz. Her boyutta bedenliyiz biz ama insanlar bunu bilmiyorlar. Ölümden bu nedenle korkarız. Ölümlü bir tek dünya planetinde var. Çünkü burası bir laboratuar planet . Buraya insanlar evrim yapmak için kısa bir dönem için geliyorlar. Ve, dünyanın yoğun çekimi ve birbirlerine yaydıkları negatif enerji alanı yüzünden birbirlerini yaşlandırıp, hastalandırıp öldürüyorlar. Bu bilgiyi insanlık bilmiyor. Evrenin diğer yerlerinde bu kısıtlı hayat yoktur. Yani, bu beden aslında en az bin yıl yaşamak üzere yapılmıştır. Ama, o kadar kötü kullanıyoruz ki.. hastalandırıp, yaşlandırıp, öldürüyoruz.
DİVA. Bu bilgilere nasıl ulaştığınızı sorabilir miyim?
A. E. Aslında, insanlar yalnızca beş duyularıyla yaşadıklarına inanırlar. Fakat, bir de altıncı hissimiz vardır. O da sezgilerimiz. Dünya kapalı şuur olan bir planettir. Yani, gelmeden önce bizim daha önce yaşadığımız programları sıfırlarlar, durdururlar. Bizi aşağıya o şekilde gönderirler.
DİVA. Kimdir bu gönderenler?
A. E. ”Allah” dediğimiz sistem..Bizi yaratan. Biliyoruz ki, ona verilen ”Allah” ismi bile kısıtlayıcı bir isim. Mevlana, ”Allah adını bile söyleyemem. İsimle kısıtlayamam o büyük gücü” demiştir. Tabii, ki, hepimiz bir programa bağlı varlıklarız. Başı boş değiliz. Evrende, bir yaprak bile izinsiz düşmüyor. Hiçbir şey rastlantı değil. Einstein bile “Allah evrende zar atmaz” demiş. Bu düzenin bütün olayı tekamül üzerine kurulmuştur. Hani Mevlana’nın; ”Taştım, topraktım, ottum, hayvan oldum, insan oldum, ışık olacağım” dediği bir evrim. Benim çalışmalarım; bütün uzak doğu bilgilerini edindikten sonra ”Mevlana felsefesinde süper insan nasıl olunur?” çalışmalarıdır. Zaten, bir varlık dünyaya gelmeden önce programlı gelir. Herkesin değişik görevleri vardır. Sonradan, hiçbir şey kazanılmaz. Bilmenizi isterim ki ; şimdi insanlık çok özel bir dönem yaşıyor.
DİVA. Özel dönemden kastınız nedir?
A. E. İnsanlar artık kendilerinin yalnız bir baş iki kol, iki bacaktan oluşmadıklarını anladılar.. Bu çağa özgü 1980′lerde başlayan bir açılımla kendilerinin bir enerji olduğunu anladılar. Evrende her şey bir enerjidir.. Her şey titreşir. Ve, her şeyin bir manyetik alanı vardır. Fakat bir insan; ne kadar bütünlenmiş bir insan olduysa.. insana ve Allaha sonsuz bir saygı duyuyorsa, artık kendini kendinden silmiş empati yeteneği yüksek, görev yapan varlıktır. Yani, ışık olma yolunda gider. Bütün kanal kitaplarında bu insanlar ”Işık işçileri” olarak tabir ediliyorlar. İnsanlar niyet ettikten ve soru sormaya başladıktan sonra bu boyut herkese açıktır. Bize bütün kutsal kitaplarda; ”Okuyun ve düşünün” denmiştir. Niçin? Çünkü, ancak insan okuyup düşündükçe yeni bilgilere açık olabilir. İnsan, düşünce gücü yeteneği ile evrenler yaratır. Ama, negatif düşünürse negatif evrenler, pozitif düşünürse pozitif evrenler yaratır. Ve, bu dönemde bu dengeler bozulduğu için insanlığa kozmik enerjilerle direkt olarak bilgiler geliyor. Dünya bir foton kuşağı içine girecek..Ve çok sert enerjilerin içine girilecek. Bir açılım yapılması ve farkındalığa ulaşılması isteniyor. Çünkü, gördüğümüz gibi dünyamız çok zor bir durumda. Suyumuzu bitirdik, tüm doğal kaynaklarımızı tükettik. Çok küçük bir kitle, çok büyük bir kitleyi kontrolü altında tutuyor. Hiçbir şey eşit dağılmıyor. Bir taraf kan ağlıyor. Kardeşlikten bihaberiz. Egolar korkunç yüksek..
DİVA. Dünyanın sonu mu geliyor diyoruz çoğu zaman!
A. E. Bu bir bilinç kirlenmesi. Bu döneme ”Kıyam dönemi” deniyor. Yunuslar ve balinalar bile bu dünyada bizlere bir görev yapıyorlar. Çok yüksek ses frekanslarıyla negatifi temizliyorlar. Aslında, dünyanın kurtarıcıları insanlardır. Evrende en değer verilen varlık insandır. Çünkü; özgür irade teslim edilmiş. Karar verme yeteneği var.
DİVA. İşte bu özgür irade yeteneği kötüye kullanıldı mı felaketler başlıyor! Türkiye’nim seçilmiş bir bölge olduğunu da söylüyorsunuz.. Neden?
A. E. Türkiye, görevli bir ülke. Ve, devamlı sınavda.. Çünkü, bütün ileri bilinçler şu an Atatürk Türkiye’sinde görevli. Farkındaysanız bir yığın krizler geçiriyoruz. ”Tamam battı bu ülke” denilirken, bir anda olmaz işler yapıp ekonomik krizleri atlatıyoruz. Atatürk’ün cümleleri ise evrenseldir. Hepsi çok yüksek mesajlar içeriyor. Bin yıl geçse de yine görev yapacak mesajlardır. O sadece Türkiye’ye gönderilmiş bir varlık değil. Dünya kurtuluşu için birçok ülkeye de örnek olmuş. Barışın öncüsü bir ülke olmamız bekleniyor. Nitekim Atatürk ”Yurtta sulh, cihanda sulh” sözleriyle bunu bize öğütlemiştir. Onun her bir cümlesi evrenseldir. Direkt, dünya kurtuluşu için gönderilmiş bir varlıktır O.. Birçok ülkeye de örnek olmuştur ve halen ondan daha üstün bir kişi bulamıyorlar. Ve, bundan sonra da epey bir zaman bulacaklarını sanmıyorum. Çok kısa sürede büyük görevler yapmış.. Kansız bir devrim gerçekleştirmiş. Fransa, yıllarca kardeş kardeşi öldürerek o hak ve hukuklarına kavuşmuşken, bize kısacık bir zaman içersinde şapkayı takmış göstermiş.. herkes de takıp giymiş. Kalemi kağıdı almış ”Bunlar alfabe”demiş yazmış.. Herkes de onu takip etmiştir. Bunlara mucize denir.. Aslında, evrende mucize yoktur. Evren değişik titreşim boyutlarından oluşur. Farklı fizik yasaları vardır. O fizik yasaları dünya üzerinde gösterildiği zaman bize mucize gibi görünüyor.. Mesela, nasıl ışınlanmayı düşünüyorsak, bir gün gelecek ışınlanacağız. Japonlar bunu yapmaya başladılar. Işık fatonunu bir yerden bir yere taşıyorlar. Bir gün gelecek, insan vücudunu da başka bir yere taşıyabilecek..
DİVA. Gerçekten hayal olan şeyler gerçekleşiyor.. Örneğin; görüntülü olarak telefonla görüşeceğimize güler geçerdik..
A. E. Tabii, söz konusu bile değildi. Yakında, uzay seyahatleri başlayacak. Şimdiden yazılanlar var. Ama, bunların yapılabilmesi için insanlığın bilincinin yükselmesi lazım. Aslında bu evreni yaratan bütün yasaları bilir. İnsanlık hak ettikçe bunları öğrenir. Yani din ve ilim aynıdır. Aklımızla düşünüp öğrenebiliriz..Olan bir şeyi aklımızla düşünüp keşfediyoruz. Evrende hiçbir şey yoktan var olmaz. Vardan da yok olmaz.
DİVA. Bu anlattıklarınız doğrultusunda sizi nasıl tanımlayabiliriz?
A. E. Aslında, isimler hiç önemli değildir. Bir şeyler yapıp insanlığa faydalı olabiliyor muyum.. esas, önemli olan budur. Ben, uzun seneler çalışarak bu bilgilere eriştim. Bunlar merakla başlar ve açık bilinçle gerçekleşir. Kendine tabular ve kısıtlamalar koymadıkça herkes bu bilgilere erişebilir. Bilgi aslında insanın burnunun ucunda..Yeter ki niyet edelim. Ben insanlığa hizmeti ilke edinmiş biriyim. Evrensel hakikati ve bilgileri hiçbir maddi çıkarım olmadan insanlarla paylaşıyorum. İnsanın bir sentez yapıp bilgiyi hayata geçirebilmesi önemlidir. Örnek bir insan olabilmek çok önemli. Eğer hayatınızda bir şeyler yanlış gidiyorsa şikayet etmekten vazgeçip kendinizi suçlamadan daha güzel bir yol takip etmelisiniz. O zaman daha mutlu bir insan oluyorsunuz.
DİVA. Kendi deneyimlerinizle yaşadığınız somut bazı şeyler var mı?
A. E. 15 sene önce ben ”Enerji” dediğimde insanlar gülüyordu. Şimdi, insanlar akın akın bu bilgileri öğrenmek için yanıma geliyorlar. ”İndigo Çocukları”dediğimiz bu yeni çocuklar farklı bir genetik yapıyla dünyaya geldiler. Bu bilgileri inanılmaz bili-yorlar. İnsanlığa birleşim, kardeşlik ve barış için hizmet etmek üzere burada bulunuyorlar ve benden bu bilgileri almak istiyorlar. Ben de memnuniyetle bilgilerimi onlarla paylaşıyorum. Eskiden bilgi el verilerek verilirmiş..Yani, bir insan 30-40 sene bekletilirmiş. Yunus Emre, Taptuk Emre’nin kapısında 40 sene çöp taşımış.. Ondan sonra o bilgiler verilmiş kendisine. Şimdi, insanlar farkındalığını arttırsın ve bütünün bilincine varsın diye bu bilgileri vermek zorundayız.. Evrende bir bilinç alanı vardır. Beyin gücüyle yaşanmış olanlar çeyiz sandığından çıkartılıyor ve şu anda filmlerde, reklamlarda, şarkı sözlerinde karmalarda kullanılan repliklerin hepsi çağımıza uygun uyanış döneminde.. Yani, bu altın çağın açılış programı. Altın çağ; bütün insanların kardeş olacağı, gerçekten mutluluların yaşanacağı çağ.
DİVA. Konuşmalarınızdan sonra kısaca şöyle diyebilirmiyiz; biz bu evrende yalnız değiliz !
A. E. Evet. Bizden ileri medeniyetler de var, geri medeniyetler de var.. İnan ki en ileri bilinçler şu anda dünyada. Çünkü, özel bir enerji geçişi olacak. Bir foton kuşağından geçiyoruz. Çok sert enerjiler bunlar ve o dönemde dünyaya ancak arınmış insan beyinleri yumuşak bir geçiş yaptırabilir. İnançla fay hatları bile kapatılabilir. Hiçbir şey kaderimiz değildir. Kaderi yaşamak bilinçsiz insan aittir. Şu dönemde, programlar değişmiştir. Kendi kaderimizi kendi güzel enerjilerimizle birleştirerek, yaşanan bütün zor olayları kolaya, güzele ve mutluya çevirebiliriz. Bir yığın evrim programları yaşanmakta.. Bu üzücü programların sebebi insanlığın uyanması içindir. Uyanıp bir düşünsün. ”Ben burada ne yapıyorum?” diye..Ve, her şey artık bu işareti vermektedir. İnsanlar, benim söylediklerime inanamıyorlarsa dönüp kendi hayatlarındaki sınavlara bir baksınlar. İspat istemesinler.. İspat kendi hayatlarında. Mucizeler ise gösterilmiyor.. onlar çok eski zamanlarda bilinçsiz insanlara gösterildi. Artık süper insan olmamız bekleniyor. Bizlere örnek olsun diye böyle özel varlıklar armağan edilmiştir.. Artık sorumluluğu elimize alıp biz de onlar gibi olabiliriz. Onlar da insandır. Peygamberler de insandı.. Atatürk de bir insan.. Belki bir Atatürk olamayız ama eğer çalışırsak ona çok yakın bir varlık olabiliriz. Bunlar sınavlardır.. Bizler devamlı izleniyoruz.. Evrende. Allah; yıldızları, bu planetleri, bu sistemleri bize sadece eğlence veya dekor olsun diye koymamıştır.. Ve, tabii ki oralarda hayat var.. Devamlı gelip gidiyorlar. İnsanoğlu beyninin çok az bir kapasitesini kullanıyor. Hiçbir evrensel düşünce yok. Yalnızca, kendi hayatını idame ettirmeye çalışıyor. Oysa, evrenin idamesi insanın düşünceleriyle temin edilir. İnsan kendini tanısa ne kadar değerli bir varlık olduğunu bilse.. Hakikaten Allah’ın özenerek yarattığı, kendi özgür iradesini verdiği çok özel varlıklarız.
DİVA. Ben de hep düşünürüm; ”Geliyoruz, gidiyoruz.. Bu kadar birikim, bilgi nereye gidiyor ?” Reenkarnasyona inanmak mı lazım ?
A. E. Şu anda zaman içinde çok yoğun yolculuklar yapılıyor. Aslında, şu ara reenkarnasyon kapandı.. Çünkü, farklı boyutlara taşınıcağız. Cennette, cehennem de burada. İnsanlar cennete gidip de hurilerin arasında ne kadar oturabilir ? İnsan, bilgi almak için programlanmış bir varlıktır. Ölüm diye bir şey olmadığı için, örneğin; evladını kaybetmiş bir anne.. Dünyaya gelmeden önce o çocukla kontrat yapmıştır. Sözleşmeler vardır. Bu büyük programlar çok önceden bellidir. Hangi ülkeye geleceğimiz, anne babamızın kim olacağı, hangi işte çalışacağımız, hangi eşle evleneceğimiz. Bunlar önemli programlardır.. Önceden sözleşmeler yapılmıştır. Bunlar bizi yaşayacağımız hayatta en yüksek tekamüle erdirecek en yüksek varlıklardır. Biz anne babayı kendimiz seçeriz..
DİVA. Buna inanmıyorum.. Örneğin; insan akıl hastası bir anneyi nasıl seçebilir?
A. E. Dünya çok düşük bir boyuttur ve zaman uzayarak akıyor burada..Halbuki; evren mutlak zamanın, bir çok şeyin bir arada olduğu bir yerdir. Mesela; dünya hayatında 50 yıl geçen bir süre evrenin diğer bir boyutunda bir göz açıp kapayana kadar geçer. Yani, yukarıda bir gözünü kırptığında biz 50 yıl yaşarız. Onun için, “benim tekamülüm için bu süre nasılsa çok kısa” deyip, insanlar bu programları kendileri seçer gelir. Ama, dünyaya indiğimizde burası kapalı şuur ya.. hemen, üzüntüyü gördüğü anda ”ben bunu istemedim, seçmedim” der. Halbuki, bunların hepsi bizim gelişimimiz için hazırlanan senaryolardır. Dünyada iyi kötü yoktur.. Her şey öğrenmekten ibarettir. Taa ki bilinç-lenene kadar bu programlar sürer.. O da ”Vahdet Programı”dır. Evren bilinciyle, kişinin bilinci denk olduğunda kavuşum oluşur. Ve gittiğimiz her boyutta bedenliyizdir. Hücre zarflarımız hazırdır. Gerekli tekamül için o hücre zarfları alınır ve tekrardan gerektiği yere beden kazandırılır.
DİVA. Çok enteresan bir röportaj oldu.. Çok teşekkürler.




Yorumlar
Bu konu hakkında birşeyler yazmak istiyorsanız...
Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.