Top

İzmir işi!!!

Temmuz 24, 2008 yazan DİVA 

Bu köşeyi takip edenler (ki ne güzel, tahmin ettiğimden de fazla sayıdasın eyy güzel okuyucu) bilir.

İlişkiler hakkında pek yazmam. Yorum yapmam. Kendi özelimi anlatmam. Çevremde olup biteni afişe etmem. “Herkesin yaşadığı kendine” der, geçerim.

Ama bu sefer durum başka…

Bu kez biz İzmirliler hakkında öyle bir ithamla karşı karşıya kalakaldım ki, ben işin içinden çıkamadım.

Konuyu sizin görüşlerinize sunuyorum. “Doğru mu, yanlış mı, haksız mı, haklı mı, abartılı mı, az bile mi”; sizin takdirinize bırakıyorum…

Durum şu: geçtiğimiz haftalarda çok sevdiğim iki arkadaşım evlendi.

Hem kız, hem de erkek tarafı olarak, İstanbul’dan gelen konukların bir kısmını tüm hafta sonu boyunca ağırlama görevi, ben ve yakın birkaç arkadaşıma düştü. Cumartesi yapılacak düğün öncesi, Cuma akşamı hep birlikte bir akşam yemeği sofrasına oturuldu.

Ergenekon’du, AK Parti davasıydı, ekonomiydi derken, malumunuz konu döndü dolaştı “ilişkilere” dayandı.

Tam da “İzmir mi daha yozlaştı, yoksa İstanbul’da mı kimin eli, kimin cebinde belli değil” tartışmasına girmişken, son derece düzgün yaşamıyla hepimizin takdirini kazanmış olan, İstanbullu sevgili Aslı G.’nin yorumu, hepimizi şaşkınlığa uğrattı!

Aslıcık dedi ki: “Siz İstanbul’da kim kime dumduma deyip, İzmir’de gerek iş, gerekse flört konusunda kiminle tanışıyorsak, 5 dakika içinde şeceresini çıkartıyoruz diye öğünüyorsunuz ama İzmirli’nin İzmirli’ye yaptığını, İstanbul’da (sıkı dost olduğunu iddia edenler arasında) kimse kimseye yapmıyor! Siz biliyor musunuz ki, İstanbul’da ‘İzmir işi’ denen bir deyim bile var!”

Nasıl yani İzmir İşi?!?!

Şu demek: diyelim ki, çok sevdiğiniz, onun da sizi sevdiğini düşündüğünüz, mır-mır kumrular gibi aşk yaşadığın(ızı sandığınız) bir ilişkiniz var. Ya da evliliğiniz. Ve bu şahane ilişkiyi yaşarken, etrafınızı çevreleyen, canınızdan yakın dostlarınız…

Ve diyelim ki yine, günün birinde sizin için çok şey ifade eden ilişkiniz/evliliğiniz sudan bir sebeple bitiveriyor. Siz barışma hayalleri kurup, giden geminin yasını tutarken, bir telefon… senin dönmesini beklediğin adama/kıza, başka bir ademoğlu çoktan ayarlanmış bile! Hem de en yakın arkadaşların ya da onların yakın arkadaşları tarafından! Ya da başka türlüsü; senin barışmayı umduğun kızla/çocukla, senin arkadaş grubundan birileri çoktan aşna fişne olmuş bile… İşin tuhafı, arkadaş grubun da bu durumu, sanki normalmiş gibi bir güzel kabullenmiş, programlar yapılmış, alan memnun – satan memnun konumuna geçilmiş bile!

İşte “İzmir İşi” buna deniyormuş bu günlerde İstanbul’da. Aynı arkadaş grubu içinde birbirini satana, kazıklayana, yüze gülüp sırtından vurana, sözde seninle ağlayıp arkandan gülenlerle kurduğun dostluklara “İzmir işi” denir olmuş.

Üstelik sadece ikili ilişkilerde değil, iş yaşamında, rekabette, dostlukta yaşanan arbedelerde de giderek yaygınlaşmış bu deyim.

Ömrümde daha acı ama daha doğru bir şey duymadım ben.

İzmir İşi!

Vayyy be!

Birimiz savunacak olsak, bir diğerimiz, yakın bir arkadaşının yaşadıkları ile doğruladı Aslı’nın tezini. Bir diğerimiz “hadi canım, yapmayız biz birbirimize öyle şey” desek, beriki yakın geçmişte kendi başına gelenleri, yediği dost kazıklarını döküldü bir bir. Sus pus olduk, öylece kalakaldık.

Hadi ben bu köşeden bizleri savunacak olsam, daha bu yazıyı yazarken, demincecik Seduş’tan (soyadı bende saklı) aldığım bir telefon bile, bana engel olmaya yetiyor: 8 aydır hepimizin gıpta ile baktığı ilişkisi bitmiş ve şimdi eski erkek arkadaşı, en yakın arkadaşlarının kuzeni ile birlikte!

Destur demek istiyorum artık. Birbirimizin yüzüne gülüp arkadan iş çevirmelerimize, “ahhh canııım pek de severim”cilerin aslında düpedüz “bırak onu yahu”culardan olmasına, bu samimiyetsizliğimize, bu umursamazlığımıza, bu kalp kırıcılığımıza ve sonra iç bir şey yokmuş gibi birbirimizin yüzüne gülüşümüze bir destur demek istiyorum!

Yok mu artıran?

Yorumlar

Bu konu hakkında birşeyler yazmak istiyorsanız...

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Bottom