KIIIIIIIIIIIIIIIIIIZZZZZZZZZZZZ!
Temmuz 24, 2008 yazan DİVA
Şu başlığı atmak için ne düşündüm ne düşündüm anacım:) Sonunda dedim ki ‘abarttttmayalım… epi topu bikaç kişi hadi yaz yaz dedi diye…’
Arkadaşlar bu ara yıldızım mı yüksek ne, ay bana bi alaka bi alaka; ölümüm yaklaştı galibaaa…. deeeermişşim. Yok yoook, hiiiç mi hiç niyetim yok walla, bekleyen varsa çok bekler:)
Şaka bi yana böyle bi teklifi beklememekle birlikte, pek de hoşuma gittiğini itiraf etmeliyim ama ben artık o eski ben diilim şekerim… Ööööööle her hafta koş koş yazamam walla, yaşlandım kııııııııızzzzzzzz:) (desem de inanma, sadece sefa p……liğim nirvanaya erdi o kadar:)
Hazır KIIIIIIIZ demişken, sizlere ilk yazımda, 22 Haziran’da İtalya’da katıldığım ve hayatımda belki de en çok gülüp eğlendiğim ve muhteşem ağırlandığımız bir düğün töreninden bahsedeyim bikaç fotoğraf eşliğinde. Bu vesileyle ilk gezi yazımı da yazmış olurum belki…
Düğün sahibi İstanbullu Çiçek ve Özer Benardete kardeşler (diyelim çünkü bu saatten sonra fazla isim detayına giremiycek erken bunama ablanız:) Muhteşem güzellikte ve iyi yetişmiş bir kız verdik İtalya’ya ki sorma gitsin. Bizim kız Jale’nin anası (denir, ve O’na bakılıp kızı alınır hemenn:) Çiçeğin süper organizasyonuyla bizim düğün gezisi bir rüyaya dönüştü desem yeridir, abartmıyorum bak.
Şekerim olaylar şöyle gelişti:)… 21 Haziran sabahı ilk uçakla Milano’nun Malpensa havaalanına indik. Yaklaşık 40 kişiydik ve İzmir’den sadece ben vardım (Öyle değil miydi Çiçek, KIIIIZZZZ????) Gruptakilerden yaklaşık 15 kişiyle yeterli samimiyetim zaten vardı -ki biliiiirsin Ayşo’cum- ve de bunların hepsi, bilmediğim bir sebepten- deyip de alçakgönüllü olamıycam- benim de bu seyahate katılmam konusunda pek ısrarlıydılar anacım. Sağolsunlar varolsunlar, hepsine burdan teşekkürlerimi yolluyorum, diye ben…
Şimdi… Lafı uzatmayalım, alandan bizi JALE-MATTEO WEDDİNG GROUP yazılı bir otobüs karşıladı ve biz -hani çocukken yapardık ya-, koş koş en yakın arkadaşlarımızla oturabilmek adına otobüse doluştuk. Yaklaşık 3 saatlik bi yolculuktan sonra düğünün gerçekleşeceği Lago Maggiore’ye (büyük göl) varıldı. Orada 2 gecemiz vardı ve düğün 2. geceydi. Otellerde el-yüz yıkandıktan sonra hemen gölün kenarından gemiye atlanıp Isola Madre adasına gidildi. Tabi Türk milleti hemen ne yapar, yemeğe içmeye oturur. Eeeee aç ayı oynar mı? Oynamaz da… Bizim yiyip içmemizle tok ayı hiç oynayamaz:) Ve o ne nemli sıcaktır o??? İnanılmazdı inanılmazzz. Ne var ne yoksa, yalayut çetesi gibi yenilip içilip, grappa ve limoncellolarla noktayı koyup, çevreye de yeteri kadar rahatsızlık verildikten sonra:) tepedeki restorandan aşağı inerken, birden milletin denize gireceği tuttu ama kimsede mayo neyin yok o da ayrı; buna ne dersiniz??? Ablanız kimin kızı,-tabi ki Sevoş’un- namustan müebbet yiycek ya, kafa bi dünya olmasına rağmen, hemen sadece ayaklarını gölün o serin sularına soktu. Amaaaaaaaaaaaaa, isimleri mevzubahis değil bazı kişiler:) resmen anacım erkekli kızlı, don paça, sen at kendilerini suya. E tabi bu gidişin bi de dönüşü var ya, görülmelere değerdiler walla…
Lago Maggiore’de irili ufaklı birkaç muhteşem ada var ki, hepsi botanik bahçesi ve hepsinde de müze haline getirilmiş birer şato. Gezmeye doyamadık. Akşam yine 2 tekneye doluşup yemeğe gidildi nefis bir restorana. Oralarda bazı yollar o kadar dar ve tek yön ki, tekne ulaşımı çok yaygın. Bu arada grubun geri kalanıyla samimiyet ilerlemece, fan club genişletilmece:)
Ertesi gün millet serbest. Ben otelde sıcaktan, nemden ve pek sevmediğim halde, genelde zorla ağzıma dayayarak içirdikleri içkiden:))))) şişen ayaklarımı duvara dayayarak yatarken, bi taraftan da o hafta sonu Alaçatı’da dükkanımız Icona d’Italia’nın bulunduğu O EvOtel’de gerçekleştireceğimiz Jean’S Paul Gaultier defilesinin üstüme düşen son hazırlıklarıyla ilgilenip, dinleniyorum (kafayı yiyorum da diyebiliriz:)
Düğün törenimiz akşam saat 6da, Majestik Hotel’in muhteşem bahçesindeki nikah töreniyle başladı. Jale’m bir peri kızı gibiydi babacığının kolunda aşağı inerken. Ama damadımız Matteo da O’na layık yani. Allah mutlu mesut bir yastıkta kocatsın ikisini… Biz gari salya sümük, kız veriyoz ya… Ama Türk grubu olarak, şıklığımız, güzelliğimiz ve yakışıklılığımızla; daha sonrasında da her ortamı bir eğlence şölenine dönüştürmekteki başarımızla İtalyanlara 10 bastık walla.
Nikahtan sonra deniz kenarındaki kokteyle katıldık. Tabi bu arada poz poz resimler. E şekerim ortam güzel, kadınlar adamlar güzel, di mi yane??? Ordan çadırın altında hazırlanmış yemeğe geçildi (daha yiycek hal bırakmışlar gibi:) hepimiz burdan giderken İtalyan misafirlere jest olsun diye çeşit çeşit rakı götürmüştük. Valla onları bilmem ama biz İtalyan şaraplarının kökünü kurutmuşuzdur bence… Oncağızlar gelinin anası:)
Çiço’ya sormuşlar; ’sizinkiler yemekte dans falan isterler mi, gerenkk yok heralde di mi’ diye. Çiço da ‘GERENKKK WARRR’ demiş. E biz de O’nu mahjub(yazılır:) etmedik ve yemekten sonra otelin altındaki diskoya hazırlık yapmak adına (başka bişe için diil bak haa) az-biraz oynayıverdik, ayıp olmasın diyeee.
Ertesi gün Jale ve Matteo’ya bye deyip yolumuza devam ettik ve Cinque Terre, Santa Margharita ve Portofino’yu dolaştık. Ama gel gör ki hiçbirimiz ‘I found my love in Portofino’ diyemeden döndük:(Abi 5 günlük seyahatte insan doğru dürüst bir adam göremez mi? Hadi ben göremedim, başkaları da mı görmez??? Ha bu arada, ilk geceki teknenin kaptanını tenzil ederim bu cümleden-deeeeermişşim… Sonuçta da şuna karar verdik; EN BÜYÜK ASKER BİZİM ASKERRRRRR:))) de… Neyse bırak anacım sinirim bozuluyo walla:))))))
Sonuç itibarile şekerim; Dünya Birleşim Programı’nın önde giden görevlilerinden olan ben, bu seyahatte de, her zaman ve her yerde olduğu gibi, gruptaki herkesle yalansız-dolansız, çıkarsız, neşeli, bol (hatta ötesi) kahkahalı bir ortamı paylaştım. Döndüğümde de -ki zaten biliyordum- duydum ki aynen onlar da benimle aynı hisleri paylaşmışlar. İnsan dediğin budur anacım, kumarım yok ama seyahatim ve içki sofram eni konu iyidir.
Sizlere de tavsiye ediyorum; BİRLEŞMEYİ DENEYİN, HATTA VOLTRANI OLUŞTURUN, ÇÜNKÜ ŞU DÖNEMDE MEMLEKETİN SADECE BUNA İHTİYACI VAR…
Sizi seviyorum…
PS: Bu KIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIZ lafı, benden doğma, seyahatte olma bir laftır kiiiii, hala söylemeyi beceremeyenler vardır. E o da onların sorunu diye bennn…
�




Gecen hafta Gülengül kardesimin sizinle sohbetini okuyunca, ne kadar renkli bir kisilik oldugunuzu hissettim.
Türkiye’nin son günlerde (aslinda herzaman demek lazim ya,,) sizin gibi karizmatik insanlara her zamandan fazla ihtiyaci var.
Aysen hanim keske yazmaya baslasa demisim icimden. Bugün Diva’ya disardan (Isvicre’de yasiyorum) bakinca, yazinizi gördüm ve bir solukta okudum. Gülengül’ün dedigi kadar varmissiniz. Yaziniz, insanin agzinda aroma birakan filtreli kahve seklindeydi diyeyim de, siz anlayin.
Herhalde tiryakiniz oldum ve her hafta yazmanizi isteyecek kadar da cizme üstü cikabilirim, yani cirkinlesebilirim..
Hem Gülo’ya tesekkür ediyorum, sizin gibi degeri tekrar Diva ailesine kazandirdigi icin, hem de size kocaman tesekkürler, böyle bir geziyi bana cook uyan bir mizah anlayisi ile anlattiginiz icin.
Herhafta yazmaniz arzusuyla,,
Atilla Erarslan