Liderlik genlerimde var, müdahil olmayı severim
Ağustos 29, 2008 yazan DİVA
Basında adının geçmediği gün yok gibi. Köşeleri tutanlar deseniz, en az haftada bir kez yazılarında onun adını geçiriyor. Açılışlar, davetler, kokteyller onsuz olmuyor. Her iyi taşın altından ismi çıkıyor. Sanki biri “yüksel ya kulum” demiş gibi, sürekli yükseliyor!
Buca Esnaf ve Sanatkârlar Odası ve Buca Esnaf ve Sanatkârlar Kredi Kefalet Kooperatifi Başkanı, Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Konfederasyonu Yönetim Kurulu Üyesi, İzmir Başkanlar Kurulu Üyesi, Ege Ekonomisini Geliştirme Vakfı (EGEV) Yönetim Kurulu Üyesi, İZFAŞ Denetim Kurulu Üyesi, EGE-KOOP Danışma Kurulu Üyesi, İzmir Kalkınma Ajansı Yönetim Kurulu Üyesi, EXPO 2015 Yürütme Kurulu Üyesi, BESAŞ ve TÜTSAB A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı, İzmir Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı. Düne kadar kartvizitinde yazan sıfatlar bunlardı. Şimdi ise o kartvizitte, CHP İzmir Milletvekili, CHP MYK üyesi yazıyor.
Ve hakkında sürekli CHP’nin İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı olacağı konuşuluyor/yazılıyor/çiziliyor.
Sürekli reddetse de hiç kimse kartvizitine bu kadar çok sıfat yazdıran birinin, yeni (ve büyük) bir hedefi olmamasına inanmıyor/inanamıyor. Öyle ya, hırslı, çalışkan, taşıdığı sıfatı mutlaka yaptıklarıyla (ve doğru kurduğu ilişkilerle) gazetelere yazdıran genç/dinamik bir insanın, nasıl olur da yeni bir hedefi olmaz? Gönlünde nasıl olur da bir arslan (daha) barındırmaz?
Büyükşehir koltuğu herkesin iştahını kabartırken, o nasıl olur da “benim gönlüm yok” der?
Kendi kulaklarımla duymak için, bu kez de ben çaldım kapısını.
“Ne de olsa geçmişten gelen bir dostluk var. Belki gerçeği yalnız bana söyler!” umuduyla koydum teybi önüne. “Kontrolden çıkıp gerçeği, yalnız gerçeği söylesin” diye de önce kontrolden başladım sorulara…
DİVA. O kadar kontrollü bir insansınız ki, bu röportaja gelirken kendi kendime şöyle dediğimi fark ettim: Ben ne sorarsam sorayım, sevgili Susam istediği cevapları verecektir!
MEHMET ALİ SUSAM. Yok canım, dediğin kadar kontrollü olduğumu sanmıyorum. Ama duygusal olduğumu biliyorum.
DİVA. İnsan hem kontrollü, hem duygusal olabilir ama. Kontrolü geçelim, sıfatları da kenara koyalım. M. Ali Susam kimdir, nasıl bir aileden gelmiştir, nasıl yetiştirilmiştir, ona geçelim isterseniz… Çünkü özel hayatınız yok gibi basında. Hep işleriniz ve hedefleriniz var.
SUSAM. Belki yaptığım görevler nedeniyle o yerlere göre bir konumlanma oldu. Belki özelimiz biraz geri planda kaldı. O geri planda kalmanın kendi inisitayifimiz ile olduğunu da düşünüyorum. Özelimizi çok ön plana çıkartmayan, sade yaşam tarzı olan biriyim. Bunun pek çok nedeni var. Ben orta halli, normal bir Türk ailesinin bireyiyim. Annem, babam ilkokul mezunu. Ama cumhuriyet değerleriyle çok özdeşleşmiş bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldim. Mesela benim annem, cumhuriyet değerlerini o kadar çok özümsemiş ki… Geçenlerde bir fotoğrafı çıktı ortaya. İlkokul çağından daha küçük yaşta babası köyde kadınlara eğitim yaptırıyor. Tam bir Atatürk dönemi muhtarı. Kadınların ellerinde altı oklu bayraklar var. Annem de onların yanlarında. Böyle bir ailenin yetiştirdiği ortamda büyüdük ve bu ortamın bütün değerlerini de aldık. 50’li 60’lı yıllarda ekonomik durumlar belli. Herkesin ortalama bir yaşam standardı var. Sıradan bir ailenin 4 çocuğundan biriydim özetle.
DİVA. Ne iş yapardı babanız?
SUSAM. Ticaretle uğraşırdı, aynı zamanda tarım yanı da vardı. Zeytincilik yapardı. Ama ticari yanı ağır basardı. Esnaflık yanım oradan geldi. Daha ilkokulla beraber beni ticarete alıştırmaya çalıştı. Çünkü kendisi okumanın nimetlerini, sosyal yaşamının içinde çok hissetmiş. Ticaret yapmış ama eğer eğitimi iyi olsaymış, daha başarılı olacağını düşünmüş ki, evladının da hem iyi eğitim almasını, hem de ticareti öğrenmesini, ikisinin paralel gitmesi arzu etmiş. Ben bütün yaz tatillerini hep kendi işlerimizde geçirdim.
Hem ticaret, tarım kesimiyle, hem de aydın kesimle iç içe geçen bir çocukluğum oldu.
DİVA. O günlerde ne olmak isterdiniz? Meslek olarak, hedefiniz neydi?
SUSAM. Bugünkü çocuklar kadar bilinçli bir seçim yapma noktasında değildik o zamanlar. Önümüzde örnek olarak asker, doktor, öğretmen olmak gibi çok sınırlı şeyler vardı. Böyle meslekler içinde bazı arayışlarımız oldu. Lise yıllarında hava harp okulu sınavlarına girmiştim. Lise sonda ise kimyagerlik tercih sıralamamda ağır bastı. 16 tercihten 13’ü kimya üzerineydi.
DİVA. Askeri sınav ne oldu bu arada?
SUSAM. Yazılı sınavı kazandım. Onların sporla, bedenle ilgili sınavları oluyor biliyorsun, orada elendim.
DİVA. Elenmeseydiniz generaldiniz belki?
SUSAM. O günlerde benimle sınava giren bir arkadaşım uzun yıllar pilot olarak uçtu.
DİVA. Pilot mu olmak isterdiniz?
SUSAM. O günlerde işte.
DİVA. İyi ki olmamışım, kazanamamışım dediniz mi sonra?
SUSAM. Evet, aldığım eğitimden memnunum ben. Tek şey daha isterdim. O yıllarda master yapmak çok revaçta değildi. Siyasetin de çok etkin olduğu yıllarda üniversiteler o ihtisas eğitimlerine çok da uygun koşullarda değildi. İktisat işletme eğitimiyle takviye etmek isterdim eğitimimi.
DİVA. Politika ne zaman girdi hedefinize?
SUSAM. 17 yaşında ben Cumhuriyet Halk Partisi Gençlik Kolları Başkanlığı yapmaya başlamıştım. Yani üniversiteye gireceğim sene ben aktif görev yapıyordum ve o görevi yaparken de Ecevit’in Karaoğlan dönemiydi. Ciddi koşturuyordum, ailem de zaten CHP’li bir aile olarak destek verdi bana.
DİVA. Başta da dedim ya, sizin stabil bir yapınız var sanki. Sizi durgun, bıkkın ya da çok coşkulu görmek pek mümkün değil.
SUSAM. O kadar da kontrollü değilimdir oysa.
DİVA. Yok yok, çok kontrollüsünüz, dışa yansıyan yönünüz bu. Mutlaka iç fırtınalarınız oluyordur. Ama bunu müthiş gizliyorsunuz. Nasıl başarıyorsunuz bunu?
SUSAM. Aslında kendimi çok ideal kontrol ettiğimi söyleyemem. Ama sorduğunuz sorudan yola çıkarak muhasebe yaptığımda şu çıkıyor, insan ilişkisine çok yatkın olduğum için belki; bu bana, olaylar karşısında daha toleranslı olmayı öğretmiş olabilir. Yani bana karşı yapılan davranışlardaki aşırılıkları görmemezlikten gelen veya olumluluklara daha mütevazı karşılık veren bir yapım olabilir. Ama ben duygusal bir insanım. Duygularımı, kızgınlıklarımı beni tanıyan insanlar çok çabuk algılayabilirler. Moralim bozuk mu hissedebilirler. Ama tabii beni çok yakından tanıyan insanlar bunu değerlendirebilirler. Benim uzun yıllar öncesi, erken olgunlaşan bir yapım oldu. Ben üniversite öğrencisiydim, üniversitede evlenen arkadaşlarımın nikah şahidiydim. Onların aralarını bulan insandım. Ben üniversitede sınıf başkanıydım. Ben öğrenciyle öğretim üyesi arasında denge bulan insandım. Böyle bir konum, bana belki de daha dengeli olmayı, daha yaşımın üzerinde davranmayı öğretmiş olabilir. Ve bu da dışarıya kontrol olarak yansıyor olabilir. Yapım bu benim.
DİVA. Bu anlattıklarınızı liderlik yapısı diye de tanımlayabiliriz.
SUSAM. Tabii.
DİVA. Peki liderlik sizce genetik mi? Ailenin yönlendirmesi mi insanı lider ruhlu yapıyor yoksa?
SUSAM. Hayır, ben liderliğin genlerde olduğunu düşünüyorum. Benim ailem, beni lider vasfıyla, yönetmek için teşvik etmedi. Ama ben olayların gelişimi içinde inisiyatif aldım. Risk almayı, karar vermeyi seven bir yapım var. Bu da belki liderliğin önemli yanlarından bir tanesidir. Kayıtsız kalamazdım bir olaya. Orada fikrimi söylerim. Olayları yönlendirmeye çalışırım. Müdahil olmayı severim. Ve bunun içimden geldiğini düşünüyorum. Yönlendirmeyle olabileceğini sanmıyorum. Ben liderliğin genelde muhakkak ki toplumsal eğitimle, süreç içindeki deneyimle çok farklı şekilde etkilendiğini, yönlendirildiğini, büyüdüğünü görüyorum ama eğer içinizde bir şeyler varsa, onun çerçevesi içinde başarılabilir bunlar. Küçük yaşlardan beri liderlik konusunda, iddia sahibi bir insan olduğumu hissediyorum. Yani sınıf başkanı olmak isterdim. Genç yaşta siyaset yapmayı istedim. Bunları bilerek ve isteyerek, içimden öyle geldiği için yaptım. Bir hırs olarak değil, severek yaptım. Ben böyle olmayı seviyorum. Ben bunun, beni mutlu eden bir iş olduğunu biliyorum. Bazıları mesela, başka işlerle uğraşıp kendi yaşamlarını devam ettirip haz alabilirler, bense toplumsal bir olayda bir işlev gördüğüm, ona katkı koyduğumda mutlu oluyorum. Mesela şu an, benim en doğal hakkımdır tatil yapmak. Meclis tatilde. Geçen yıl milletvekili olarak hiç tatil yapmadım. Bunu bana kimse zorlamıyor. Bu benim içimden geliyor. Severek yapıyorum. İsteyerek. Yaşam biçimim bu.
DİVA. Anlattıklarınızdan çıkarıyorum: Sizi iki şey tatmin ediyor. Biri güç, diğeri koyduğunuz hedefe ulaşmak. Gücü seviyorsunuz. Ve yaşam öykünüze baktığımızda görüyoruz ki hedefleriniz hep büyümüş. Son hedefiniz ne, merak ediyorum doğrusu.
SUSAM. Gücü sevme olarak algılamıyorum ben anlattıklarımı. En güçlü olmayı hissettiğiniz zaman da sıradan olmayı kabullenebilmek, sıradan bir insan gibi yaşamayı kabul edebilmek önemli. Bu güç meselesi değil. Ben bunu güç olarak algılamıyorum. Bulunduğum konumun toplumsal olarak beni tatmin etmesi önemli benim için. Bir insan olarak yaptığım işin beni mutlu etmesi ve bu mutluluğu yakalayabileceğim konumun o liderlik, o makam olduğunu hissettiğim için. Yani elinizde araçlara ihtiyacınız var.
DİVA. Erk bu erk!
SUSAM. Belki o erkler, bu işi yapmanızda size imkan sağlıyor. Yoksa güç sahibi olmak, güçlü olmak değil. İdealiniz var, hizmet etmek istiyorsunuz, bir işi başarmak istiyorsunuz. Bu başarıya giden yolda size bazı araçlar gerekli. Bu araçlar büyük oranda sizin daha iyi hizmet vermeniz için sahip olmanız gereken noktalar oluyor. Bunlar bazen bir makam, bir mevki, bazen de bir kaynak olabiliyor. Bunların hepsi, bu anlamda katkı koyuyor bu sürece. Ben böyle bir hedef koyarak da bu süreçleri yaşamadım. Yani 17 yaşımda da politikaya başladığımda hedefim şu veya bu olmak değildi. İçinde bulunduğum ortamda en iyisini yapmaktı. Esnaf oldum, en değişiğini ve en iyisini yapmaya çalışan bir gayret içerisindeydim. Böyle bir anlayışım var. Bu süreç bana neyi getiriyorsa, onu yapmaya hazırım. Yeniliklere açığım. Değişimi algılayıp o değişimi iyi değerlendirmeye çalışırım. Dünyayı izlemeye, olaylardaki değişimi kavramaya çalışırım. Bütün bunlar, tabii ki bir şeyler kazandırıyor insana.
DİVA. Esnafın liderliğinde başarılı oldunuz, yaptıklarınız ses getirdi. Milletvekili seçildiniz, MYK’ya girdiniz. Ama insanlar hala ‘Susam bu pozisyonda kalmaz. Bir üste çıkar’ diyor. Ne olabilir bu üst görev?
SUSAM. Siz gazeteciliğe muhabirlikten başladınız. Gazete patronluğunu hedeflediniz mi hiç?
DİVA. Onun için çok para gerekir, aklımdan bile geçmedi.
SUSAM. Sadece para değil, para muhakkak gerekli ama gazete patronluğu için başka koşullar gerekli. Veya o hedefe varmak için kendinizi koşullandırmanız gerekli. Benim böyle bir koşullandırmam yok. Siz mesela bugün, yönetici değil de sadece bir yazar olarak kalmanın sizi daha mutlu edeceğini düşünebilirdiniz.
DİVA. Çok daha mutlu olurdum, kesinlikle.
SUSAM. Ben de aynı şeyi düşünüyorum. Benim ille de MYK üyesi oldum, şimdi nereye gideyim diye bir hedefim yok. Ama ben MYK üyesi olarak iyi bir şeyler yapmak istiyorum. Bu iyi bir şeyleri yapma sürecinde bana ihtiyaç duyulduğu noktalarda her türlü görevi yapmaya çalışırım. MYK üyeliğinden sonra, sıradan parti üyesi olarak da mutlu olurum.
DİVA. Etrafınızda ‘ille de bir şey daha ol’ baskısı var ama. Bu çok net.
SUSAM. O sadece baskı ile olmaz ama. O sizin kendi konumunuzu, koşulları, durumu, her şeyi iyi değerlendirmeniz ile birlikte olur. Onun için Türkiye’nin koşullarında siyaset çok değişken. Örneğin ben MYK üyeliği beklentisi içinde değildim. Samimiyetle söylüyorum. PM üyeliğini isterdim. Ama MYK üyeliğini bana Genel Başkan açıkladığında sadece teşekkür ettim. Bir beklentim yoktu. Koşullar, genel başkanın takdiri ile MYK üyesi oldum. Şimdi bana düşen ne? İyi bir MYK üyesi olmak. İyi bir MYK üyesi olarak yaptığım görevler daha sonraki süreçte, bana nasıl geri döner, ben ne kadarını başarırım? Tüm bunları süreç tayin eder. Ben kendime hedef koymam. Eğer hedef koyarsam, şunu gördüm ki, o hedefi koyduğunuz zaman sizin o hedefe varmak için, bazen duygularınızla çok yanlış şeyler yapabildiğiniz olabiliyor. Yani illa ben şu olayım, olmak için şuna taviz vereyim, şununla iyi geçineyim, şurada şöyle davranayım, şurada şu lafı söylemeyeyim demem. Bunlar insanın kendi özbenliğini doğru şekilde ortaya koymasını engelleyen şeyler. Bunu yapmamamız lazım. Önünüzde yaptığınız işi iyi yapma hedefi olması lazım. İyi yapıyorsanız, ondan sonra ne olur onu bilemezsiniz. İyi yaparsınız, hiçbir yere de gitmeyebilirsiniz, ama iyi yapmış olmanın toplumdaki değerlendirmesi, size verdiği vicdani rahatlık, sorumluluğunuzu yerine getirmiş olmanın verdiği mutluluk, bana göre her şeyin üzerinde. Öbür türlü, ben hedefe şunu koydum, onun için bu hedefe varayım dediğiniz zaman öyle şeyler oluyor ki… Birçok arkadaşımda görüyorum. İnandığı ilkelerden taviz veriyor, sevmediği ilişkiler içine kendisini hapsediyor ve o hedefe varmak için aklının önüne geçen bir hırsla, yanlışlıklar yapıyor. Böyle bir durumda olmayı hiçbir zaman istemem. Onun için de hedef koyarak siyaset yapmam.
DİVA. Geçen gün yerel bir gazetede ilk kez “aday olmayacağım” dememişsiniz. “Bu, genel başkanın takdiri” demişsiniz. Ben okumadım, okuyanlar böyle aktardı. Doğru mu?
SUSAM. Röportajda öyle bir şey yok. Ama Sinan Kara’nın o röportaja dayanarak yazdığı köşe yazısında ona benzer bir ima, kendi görüşü var.
Şimdi siyaset yapan ya da toplumun önünde olan insan için bu tür değerlendirmeler muhakkak ki yapılıyor. Bügün birçok oda başkanımıza, milletvekilimize yakıştırılanlar var. Şu an için bunların söylenmesi, yerel seçime giderken bu göreve gelebilecek isimlerin kimler olabileceği üzerine tartışmalar olması doğal. Toplum önderi olarak öne çıkmış insanlar projelerini topluma anlatabilmişlerse, bunlar üzerine bazı şekillenmeler oluyor. Bu tür insan sayısı az bile. Belki bu konuda adı geçecek, İzmir’de yüzlerce insan var ama öne çıkmış insan sayısı sınırlı. Dolayısıyla bu öne çıkmış insanlar hakkında çeşitli yorumlar yapılıyor. Şimdi, böyle belirli isimler gibi, benim ismim de kamuoyunda konuşuluyor. Bunun birçok nedeni var. Benim yerel yönetimlerle ilgili geçmişteki deneyimlerim, adaylığım, meslek örgütü başkanlığımdaki ilişkilerim, bir parlamenter olarak çalışmalarım, insanlar bunların hepsini değerlendirdiğinde, kendilerine göre yorumlayıp bunu söylüyorlar. Benim, şu an yaptığım görev, milletvekilliği ve MYK üyeliği.
DİVA. Yerel yönetimlerden sorumlusunuz.
SUSAM. Hayır, öyle resmi bir sorumluluğum yok. Ama ben İzmir’den partinin en üst organında görev alan bir insan olarak aktif şekilde yerel yönetim çalışmalarına yön vermeye, katkı koymaya partinin politikasını burada uygulamaya yönelik çalışmalar yapıyorum.
DİVA. Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na gelemedik hala…
SUSAM. Bu noktada şu an büyükşehir belediye başkanımız var. Aziz bey bu görevi, rahmetli Piriştina’dan devraldı. Devraldıktan sonra elindeki imkanlarla bu görevi en iyi biçimde yapmaya özen gösterdi. Ve diğer Büyükşehir belediye başkanlarından, özellikle İstanbul ve Ankara’dan çok daha başarılı oldu. Dedikodusu olmayan, imkanlarıyla elinden gelen gayreti gösteren, İzmir’e hizmet vermeye ve tüm birikimini 24 saatini bu hizmete kullanmaya çalışan bir başkan. Bu belediye başkanımızla ilgili olarak partimizin yerel seçimlerle ilgili değerlendirmesi yok. Partinin organlarında yok. Böyle bir tartışma da yok. Kentin şu anda bir belediye başkanı var, bu belediye başkanı görevini elinden gelen tüm gayretle yapmaya çalışıyor. Yerel yönetimler seçim takvimi yaklaşık olarak 1 Ocak tarihiyle başlayacak, bu süreçte CHP’nin mevcut belediye başkanları ya da boş bulunan bölgelerle ilgili seçim takviminin değerlendirmesini yapacak, o değerlendirme sonucunda ne çıkar, bunlar o gün belli olacak. Sinan Kara’nın “genel başkan size görev verirse…” sorusuna gelince… Genel başkan bana görev verirse, o günkü şartlarda oturur bakarım. Bunun dışında, bir zorlama soruyla değerlendirmeler yapılmaya çalışılıyor. Ben siyaseti az önce de söyledim, bir hedef koyarak yapmıyorum. Ne MYK’da bir hedefim var, ne de milletvekilliğinde şu noktaya geleyim diyorum.. Ben 22 Temmuz’da siyaset yapmaya karar verdim. Bundan sonra topluma siyaset yaparak hizmet edeceğim dedim. Siyasette bana ister sıradan parti üyeliği, ister üst görev ne layık görüldüyse, onu en iyi şekilde yapmaya çalışırım.
DİVA. AKPK şiddetle İzmir’i istiyor, bunu hepimiz biliyoruz. Bu da yerel seçimlerin kanlı! geçeceğini gösteriyor. CHP’nin hedefi ne?
SUSAM. AKP, “en iyi savunma saldırıdır” silahıyla hareket ediyor. AKP kendi elindeki belediyeleri korumaya çalışsın. Bizim de bu dönemdeki hedefimiz, kendi kalelerimizi korumak kadar, onların elindeki belediyeleri de, yeni kaleleri almak olacak. Yerel yönetimler bizim için iktidarın 6 yıllık sürecinin sorgulandığı, hesabının sorulduğu dönem olacak. Çünkü 2007 seçimlerinde halk hesap sormaktan korktu. Dünyadaki durum, ekonomik yapılanma, borçluluk vs. nedeniyle. Halk 2007 seçimlerinde soramadığı hesabı, mart yerel seçimlerinde soracak. Hem yerel yönetimi seçecek, hem de genel iktidarın muhasebesini yapma imkanı bulacak. Aynı zamanda AKP’nin, Türkiye’de mahkeme kararıyla laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu çelişkisini yaşadığını bu seçim gösterecek.
DİVA. Ben sizin beyanatlarınızdan, sanki laiklik söyleminden çok ekonomideki çöküşün vurgulanacağını anlamıştım.
SUSAM. Yok, laiklik bir kenarda dursun demeyeceğiz elbet. Bizim söylediklerimiz eskiden bir iddiaydı. Şimdi bir karar haline dönüştü. Eskiden diyordunuz ki, CHP bunu iddia ediyor. AKP “hayır kardeşim, biz öyle değiliz ki, biz laikliği benimsemiş bir partiyiz” diyebilirdi, diyordu da. Şimdi böyle deme şansı yok. Toplum, dünya gördü ki, artık AKP laikten sabıkalı bir partidir. Buradan kurtuluşun yolu şudur. Ciddi bir özeleştiri lazım. Demesi lazım ki AKP’nin “evet, bana mahkeme de bu konuda yanlış yolda olduğumu söyledi. Ben bunu gözden geçireceğim, ben bu konuda adımlar atacağım. Neler yapacağım. Örneğin bu görüntüyü veren bakanlarımı değiştireceğim, bunu yapan kadrolaşmayı yapan bakanlarımı gözden geçireceğim. Atamalarda dikkatli olacağım. Üniversitelerde daha dikkatli olacağım. Siyasi söylemlerime özen göstereceğim.” deyip, bunu sözün ötesinde eylemle de gösteren bir özeleştiyi yapmak zorundadır.
DİVA. Sizce yapacak mı bu özeleştiriyi?
SUSAM. Yapmak zorundadır. Yapmadığı zaman hem toplum gözünde, hem de sarı kart gördüğü mahkeme gözünde yeniden değerlendirilecektir. Biz burada, laikliklikle ilgili iddiamızın karar haline gelmesinden sonra bir şeyin daha hesabını sormak durumundaydık. 6 yıllık AKP iktidarı ekonomik olarak da bu toplumu fakirleştirmiştir, işsiz bırakmıştır, işi olanların ekonomik olarak gelir düzeyini düşürmüştür, ailelerinin geçim durumları her geçen gün kötüye gitmiştir. Köylü yok olmuştur, esnaf yok olmuştur, sanayici ciddi şekilde üretemez duruma gelmiştir, ekonomimiz sadaka ekonomisi durumuna gelmiştir. Bunun daha çok sorgulandığı bir siyasi söylemi de ön plana sokmamız lazım.
DİVA. AKP’den niye korkulduğunu açar mısınız?
SUSAM. Altı yıl önce insanlar, şöyle bir hesap içindeydiler, işte Türkiye büyüyor, enflasyon düşüyor, işsizlik artmasa da başabaış gidiyor, Türkiye’de doların düşmesi, borsadaki değerler, toplum olarak hep olumluluklar ön plana çıkarılıyordu. “Biz iktidardan gidersek, 2001-2002’de devraldığımız dönem geri gelir, aman bu duruma düşmeyin, bakın siz de borçlusunuz harçlısınız, bu borçlarınız bir iktidar değişikliğinde size çok ciddi zararlar verir” diyerek toplumu korkuttular. Ama toplumun 2007’de bu korkuyla verdikleri oylardan sonra geçen süreçte, enflasyon yeniden ikili rakamlara çıktı, büyüme yüzde 7’lerden yüzde 4’lerin altına düştü. Yoksullaşma arttı. Sanayileşmenin her kesiminde ciddi şekilde yakınmalar arttı. Tarımda müthiş bir yoksullaşma, köyden kente göç devam ediyor. Sanayide üretim kalmadı. Niye insanlar şimdi siyasetten konuşmayalım, ekonomiyi ele alalım diyor? Çünkü ekonomide müthiş bir yangın, ateş var ve bu ateş herkesi çok ciddi şekilde rahatsız ediyor. Şimdi insanlar, bu iktidarın uyguladığı dışa açık borçlanmaya yönelik uluslararası sermayeye bu ülke pazarını terk eden, peşkes çeken anlayışın bu ülke insanına mutluluk, refah getirmediğini anladılar. Bu iktidar iş, aş getirmiyor. Bunu anlayan insan sayısının bu süre içinde çok fazla arttığını görüyorum.
DİVA. Diyelim ki AKP iktidarının miadı doldu. Ama insanlar şunu da soruyor. AKP bitti de ne yapacağız? Bu noktada çok iyi bir alternatif olması lazım. İnsanlara alternatif göstermek lazım.
SUSAM. CHP var işte.
DİVA. Ama CHP insanlara umut vermiyor.
SUSAM. Niye umut vermiyor CHP? (yüzü asılıyor, sertleşiyor..)
DİVA. Onun nedenini siz araştıracaksınız. Ben size sadece tespit söylüyorum. Yıllardır şu denir: Baykal aslında iktidar olmak istemiyor. Böyle bir görüntü var. Dinç Bilgin’le röportajda bile laf döndü dolaştı, bir şekilde CHP’ye dokundu. Dinç Bey kendisiyle dalga geçerken (muhalefet gibiyim, her şeyi eleştirmek kolay tabii, tıpkı CHP gibi konuşuyor, hiçbir şey yapmıyorum) dedi mesela. Niye CHP bu görüntüyü veriyor? CHP bu söylemlere kızmak yerine, ‘niye biz iktidar olmayı istemiyormuşuz gibi bir görüntü veriyoruz’ diye sorguluyor mu kendini?
SUSAM. Tabii, istersen beraber sorgulayalım. Ben vatandaşla görüştüğümde “sizden çok şey bekliyoruz, yapın” diyor. Beraber yapacağız diyorum. “Biz sizi meclise gönderdik, siz yapacaksınız” diyor. Şimdi bakın toplumda biri bizi kurtarsın gibi, kendi üzerindeki sorumluluğu başkasına atan, bir anlayış çok yaygın. Ve bu iktidar çok ciddi bir şekilde toplumun gözünü, birçok organlarla korkuttu, sindirdi. Birincisi, yerel yönetimlerden başlayarak eline geçirdiği iktidarların maddi imkanlarını çok ciddi şekilde kullanarak; İkincisi, kendisine bağlı medya oluşturarak yarattı bu korkuyu, sinikliği. 6 yıl içinde medyanın kimliği değişti. Bakın o “ben muhalefet gibi konuşuyorum” diyen Dinç Bey, öyle konuşmak zorunda kaldı. Dinç bey muhalefet gibi konuşmak yerine, bir basın patronu olarak kalmayı çok arzu ederdi. Sadece kendinden kaynaklanan şartlardan dolayı kaybetmedi elindeki basın gücünü. Türkiye’nin konjonktürü bazı şeyleri ortaya getirdi. Medyada değişiklikler yaşandı, ele geçirdiler. Toplumda mevcut iktidarın değiştirilemeyeceğinin, onu değiştirmek için alternatif olmadığına yönelik bir kanaat oluşturma yönünde çok ciddi bir politika oluşturuldu. Ben size soruyorum. Yıllardır gazetecilik yapıyorsunuz. AKP kadroları iktidarı geldiğinde Türkiye’deki ekonomiyi alıp sırtlayıp götürebilecek insanlar mıydı? Türkiye’nin dış politikasını emanet ettikleri insanlar, Türkiye’nin dış politikasını alıp götürebilecek insanlar mıydı.? Şu anki bakanlar ve benzeri kadrolar, hakikaten elimizi vicdanımıza koyarak cevaplarsak, bu ülkedeki bütün sorunları çözer diyebilecek çapta kadrolar mıydı? Yoksa Tayip Bey’in İstanbul’daki belediye çevresindekileri örgütleyip arkadaş grubuyla gelip devleti yönetmeye talip olması sonucu oraya gelmiş arkadaşlar mı? Böyle maalesef. Ve hiçbir ekonomik programları olmadığı; muhalefet ederek geldikleri Kemal Derviş’in IMF programını aynen devam ettirdikleri görüldü. Hiçbir değişiklik yapmadılar. İşte dünyada şu anda en önemli olaylardan biri yaşanıyor. Gürcistan ve Rusya birbirine girmiş durumda. Bizim Dışişleri Bakanı’mız Roma’da tatilde. Ciddi şekilde bir dışişleri politikası yürütülmüyor. Şimdi tüm bunlara baktığımızda, bu iktidarı yönetenler bu kadar eksikleri barındırırken; muhalefet, sanki bunlar kadar idare edemeyecekmiş gibi eleştiri yağmuruna tutulup alternatif yok demek, bana göre haksızlık. CHP’nin genel başkanı, gencecik yaşında bu ülkede maliye ve enerji bakanlığı yapmış bir adam. Akademik kariyeri formasyonu yerinde. Devlet umuru görmüş, bilgi birikimi olan bir adam. Kadrolarında buna ilişkin çok ciddi insanlar var. Niye CHP alternatif olamasın. Niye iktidar olmak istemesin?
DİVA. Ama önemli olan seçmene anlatabilmeniz, bana değil…
SUSAM. Türkiye’de bakınız, öyle şeyler yaşanıyor ki, bu yaşanan olaylar, olayın tam tersi şekilde topluma sunulabiliyor. Avrupa Birliği, Türkiye’de mevcut iktidarın devam etmesini, kendi çıkarları açısından, daha iyi bir partner olarak gördüğünü düşünüyorum. Amerika’nın bu konjonktürde AKP ile devam etmeyi kendine uygun görmüş olması, kendi tercihleri. Bazı olaylarda CHP’nin, ülke çıkarlarına savunduğu siyasetleri, hiç hak etmediği kadar sanki çıkmaz bir siyaset gibi gösteriliyor. Örneğin, CHP’yi AB karşıtı bir parti gibi gösterme çabaları var. CHP’nin kurucusu Mustafa Kemal’in, çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkmak hedefi, daha AB oluşmadan önce koyduğu bir hedef. AB projesiyle, çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkma hedefi birbirleriyle örtüşmez mi? Bizim AB ile ters düşen tarafımız olabilir mi? Dünya görüşümüz, bakış açımız, yaşam tarzımız, algılayışımız, demokrasi, hukuk kültürümüz farklı mı? Ama biz ülke çıkarlarını gözetmeden yapılan teslimiyetçi bir politika yerine, eşit statüde bir AB ilişkisi istiyoruz. Bu ilişki, AB üyesi bazı büyük devletlerin işine gelmiyor. Başta Fransa, başta Almanya. Türkiye gibi güçlü bir ülkeyi, eşit koşullarda almayı arzu etmeyen AB, Türkiye’de buna sessiz kalan, AB sürecini uzatan, kendi kaderine terk eden AKP ile yola devam etmek istiyor. Çünkü Gümrük Birliği anlaşmasını imzalamış Türkiye’ye malını satıyor, her türlü ekonomik çıkarını elde ediyor, senin siyasi hedeflerin onun için önemli değil.
Bu konuda tüm politikalar, CHP’yi kötüler bir noktaya geliyor. Bizim Türkiye’nin çıkarlarını savunmamız, AB karşıtı gibi lanse ettiriliyor, Avrupalılaşma sürecini baltalamış gibi gösteriliyor ve CHP’ye hak etmediği bir şekilde haksızlık yapılıyor. Aynı şekilde örneğin, Irak’a ABD haksız bir müdahele ediyor, bu müdahale için Türkiye topraklarını kullanmak istiyor; bu durum CHP’nin müthiş politikasıyla reddediliyor. Irak savaşının batağının içine Türkiye’yi sokmuyoruz. Ama bu öyle bir anlatım içerisine geliniyor ki, CHP ABD’ye partnerlik yapmadı, bu işbirliğini reddetti, onun için dünyadan tecrit edildi deniyor. AKP’nin teslimiyetçi mandacı politikası sanki Türkiye’nin çıkarınaymış gibi doğru politika; bizim bağımsızlık anlayışımız, ülkeyi koruyan, ülkenin karmaşaya girmesini önleyen, ülkede terörün kaynağı olabilecek bir hareketi önleyen politikamızsa eleştirel bir konuma geliyor.
DİVA. CHP’nin hep iyi işler mi yaptığını söylüyorsunuz yani!
SUSAM. İyi yaptığı şeyleri söylemiyorum. İyi yaptığımız şeylerin bile kötü gösterilmesine, CHP’nin bugün izlediği politikalara rağmen alternatifsizlikten bahseden insanların düştüğü o tuzağa dikkat çekmek istiyorum.
DİVA. İyi de ortada oy sonucu var. Ya sorgularsınız ya da ne yapayım kardeşim, halk geri zekalı anlamıyor, benim değerimin farkında değil dersiniz.
SUSAM. Hayır asla böyle demem! Ama böyle bir özeleştiri yapma ihtiyacımız olduğuna da inanıyorum. Biz ürünümüzü doğru anlatamıyorsak, halka kavratamıyorsak, iradi olarak bizim de eksikliklerimizin olduğunu söylemeye özen gösteririm. Parti bu konuda kendi içinde bunu yapıyor. Örgütsel yapımızın daha da güçlendirilmesi, hitap etmemiz gereken kesimlerin çok daha iyi irdelenmesi, hangi politikaların daha ön plana çıkartılması, bütün bunlar bu süreçte, yerel seçimlere giderken, bütün bu özeleştirilerle birlikte yerel seçimlerde kendini gösterecektir. Türkiyenin her ilinde iktidar olmayı hedefliyoruz.
DİVA. Yerele dönersek; İzmir’i kaybetmeyeceğinize yürekten inanıyor musunuz? Herkes İzmir kaybedilirse, CHP biter diyor.
SUSAM. Niye kaybedilsin İzmir? AKP İzmir’e ne verebilir? İzmir’in dokusuna ne katabilir AKP?
DİVA. O sizin görüşünüz. Ama oy oranları bunun böyle olmadığını gösteriyor. Öyle olsa, AKP oylarını yükseltemezdi.
SUSAM. Bunda tabii ki merkez sağda yaşanan depremin etkisi var. AKP hiç hak etmediği şekilde merkez sağın oylarını aldı. Merkez sağ bir parti olamamasına rağmen, böyle bir oy aldı. Şimdi ben, merkez sağın bu dağılmasının, yalpalamamasının yerel seçimlerde çok daha farklı olacağını, CHP’nin adayının yerel yönetimlerde İzmir’in tüm demokrat kamuoyu tarafından (merkez sağ dahil) herkes tarafından desteklenerek, İzmir’de çok iyi sonuç alacağımıza inanıyorum. Tabii ki bu, çalışmayla gerçekleşecek bir şey. Bu noktada herkese görev düşüyor. Yani İzmir’i kaybetmeyelim derken, “İzmir için ben de ne katkı koyabilirim, benim bu çorbada tuzum ne kadar olabilir”i, herkes düşünmek durumda. Ve ben bu arayışı, bu isteği İzmirlilerde görüyorum. Burada iradi oarak onları örgütlemek ve bunun seçim sandığına oy olarak yansımasını sağlama görevi de örgüte düşüyor. Bu noktada da CHP olarak yerel yönetim hazılıklarımızı çok hızlı biçimde sürdürüyoruz. Üst yönetimimizde belirli görevlendirmeler yaptık. MYK’mız yerel yönetim hazırlıklarını başlattı. İzmir’in tekrar CHP iktidarında olacağına ve AKP’nin bu ülkede inişe başladığının ve iktidardan indirileceğinin gösterileceği bir yerel seçim sürecinin yaşanacağına inanıyorum.
DİVA. Tek tek isimlerden bahsedelim isterseniz.
SUSAM. Hayır.
DİVA. Ama ortaya çıkan ya da adaylık söylentilerini yalanlamayan pek çok isim var. Mesela meslektaşım sevgili Hakan Tartan. “Aziz Bey aday değilse, ben adayım” dedi. Gündemdeki diğer isimleri siz de biliyorsunuz. Biri de sizsiniz işte!
SUSAM. Her arkadaşımın kendi açısından bu konuda çalışma yapmasının hakları olduğunu düşünürüm. Bir tek şey söylerim; bu çalışmaları yaparken, siyasetin etik değerlerine saygı göstererek yapmaları. Bu çerçeve içinde herkes çalışma yapabilir.
Şu an genel merkezde aday bazında hiçbir değerlendirme yok. Bunu net söylüyorum. O süreç partimizde başlamamıştır. Hatta bu sürecin başlamasından önce çok fazla adaylara entegre olmak, adaylar çerçevesinde siyaset yapmaya başlamasını doğru bulmadığımızı örgütlerimize söylüyoruz. Ve örgütlerimizi de uyarıyoruz. Varsayımlar üzerinde konuşmayalım. Burada şu bilinsin, aday belirlemede çok objektif olacağız. Duygusal davranmayacağız. Yani CHP’ye İzmir’de seçimi kazandıracak isim üzerinde mutabakat sağlarız. Benim arkadaşım, benim yakınım yok. CHP’yi en iyi şekilde temsil edecek, en maksimum oyu alacak aday kimse, (beldelerden büyükşehire kadar) bunun üzerinde
durulacak. Bunun AKP ile bir hesaplaşma olduğunu, bir yerel yönetimden ziyade genel seçim havasında geçeceğinin idraki içindeyiz. Ben bu noktada partimin başarılı çıkabilmesi için, her türlü çalışmaya özveri ile hazırım. Benim için önemli olan budur: İzmir’de seçim kazanmış bir siyasetçi olmak. Bunu kiminle kazanırsak kazanalım.
DİVA. Sona yaklaştık, “son” üzerine bir soru soralım. Hani sanatçılar “sahnede ölmek istiyorum” der ya; siz de politikada mı diyorsunuz benzer sözü?
SUSAM. Yok, o kadar değil. Siyasi yaşamım ölene kadar devam eder ama siyasette aktif rol almam. Bir süre sonra kendime ve eşime zaman ayırıp başka işler yapmak istiyorum.
DİVA. Tarih?
SUSAM. O benim irademle olacak bir şey. Ve bunu çok da yaşlanmadan yapmak isterim. Ama ölünceye kadar aktif rol almaya hayır. Siyaset sizi bırakmadan, siz siyaseti bırakmalısınız.
DİVA. Okurlarımıza mesajla sonlandırabiliriz bu röportajı…
SUSAM. İzmirde çok önemli bir doku var. Belki bu doku İzmir’i demokrat yapan, ülkenin çekim merkezi yapan bir konum. O anlamda Diva okuyucuları da İzmir’in bu yapısının bir bileşeni. İzmir’in 8 bin yıllık güçlü bir tarihi ve geleneği var. Bunun getirdiği hoşgörü, demokratlık, sevgi, farklılıklara saygı gösterme kültürü var. Bu yapıya hitap eden bir okuyucu kitleniz var. Bu yapının devam etmesi için de İzmir’e sahip çıkılmasına ihtiyacı var. İzmir bu çeşitliliği devam ettirmeli; bu demokrat yapıya, İzmir’e dışardan empoze edilen bir felsefe, bir farklı anlayış hakim olmamalı. İzmir kendi anlayışınının insanını, burada iktidar yapmalı. İzmir’i istiyorum diyenler, İzmir’de yoklar, İzmir’in ruhunda yoklar. Olsa “İzmir zaten benim, neden isteyeyim? Ben İzmir’im” der. “İzmir’i istiyorum” demek, İzmir’in bu demokrat yapısında, dokusunda olmamak demek.
DİVA. AKP’ye İzmir’de geçit vermeyin diyorsunuz.
SUSAM. Vermeyecek zaten!




Yorumlar
Bu konu hakkında birşeyler yazmak istiyorsanız...
Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.